Sait Benim En İyi Arkadaşımdı..
![]()
Sait benim en iyi arkadaşımdı…
Fırlama’nın önde gideniydi. İstanbul Lisesi’nde bir avuç raptiyeyi öğretmeninin altına koyunca göndermişler bunu okuldan. Sait de soluğu Bursa Erkek Lisesi’nde almış. Öyle oldu tanışmamız.
Kafalar çok uyuşuyordu bizim Sait’le, çok çabuk ısındık bir birimize. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi yıllarca.
İpekli Mendil hikayesini okumuşsunuzdur Sait’in. Orda gözleyen bendim Sait’i.. Ben bekçiyi görmeden bekçi Sait’i görünce hikayede bana yer kalmadı. Ama Zemberek’teki çocuk benim.
Sonra canımızdan çok sevdiğimiz lisemizden ayrılma vakti gelmişti. Bu hiç kolay değildi, hala hissederim o büyük binanın soğuk taş duvarlarında ısınmanın eksikliğini.
Yıllar sonra Sait şöyle anlattı o günleri:
“Dağın eteğine beyaz minareleriyle sarılmış bu şehrin lisesi, zaman geçtikçe daha canlı, daha berrak hatıralarla bize döner, bizi tekrardan içine alırdı. Biz herhangi bir sınıftık. Herhangi bir son sınıf olduk… Ön avlusu, aynı zamanda burunları kolları kırık heykellerle süslü bir müze bahçesi, ancak son sınıf talebeleriyle muallimlerin gezindiği bir yer olan liseyi, bir gün ardımıza dönüp bakmadan başkalarına bıraktık… Bir daha buraya ömrümüzün sonuna kadar talebe olarak giremeyeceğimizi bile bile..”
Bu korkunç bir şeydi.. Hala okudukça kanım çekilir.
Sait’le biz rakıyı, balığı, denizi, İstanbul’u çok severdik. E rakı, balık, deniz, İstanbul’un olduğu yerde başka kim olur, tabii ki Orhan (Veli). Lise bittikten sonra İstanbul’a taşınmıştık. Orhan ile de Sait tanıştırdı. Orhan da tam bizim kafadandı.
Sarıyer tarafında balık tutmaya giderdik üçümüz. Orhan; Sait’e çok takılırdı üçümüz beraberken. Onlar kapışırken oltaya takılan balıkların kurtulduğu bile olurdu. Akşam oldu mu, tuttuğumuz balıkları bir köprü altında pişirir; rakıyla beraber götürürdük.
Sait iyi adamdı..
Bir keresinde ödül alacağı bir ödül törenine balıkçı kıyafetleriyle gelmişti. Kapıdaki görevli onu tanımayıp içeri almayınca sevinçten boynuna sarılmıştı görevlinin. Halktan biri olduğunu hissetmişti Sait. Bu onun için en büyük ödüldü.
Sait iyi de şiir yazardı. En sevdiğim şiiridir: “Şimdi Sevişme Vakti”
“sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
nasıl etsem nasıl yapsam da
meydanlarda bağırsam
sokak başlarında sazımı çalsam
anlatsam şu kiraz mevsiminin
para kazanmak mevsimi değil
sevişme vakti olduğunu...”
Ama Sait, para kazanma değil, sevişme vakti olduğunu söylediği kiraz mevsiminde terk etti bu dünyayı. Mayıs ayı hani kiraz mevsimiydi, sevişme mevsimiydi be Sait?
Ölüm hiç yakıştı mı Kiraz Mevsimi’ne?
Sait iyi adamdı..
Sait benim en iyi arkadaşımdı.
Mayıs 11, 2010 2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?
[mim] Neden Yazıyorum?
Coşkun bana mim yollamış da heberim olmamış.. Neyse şimdi gördük şimdi yazalım.. Demiş ki neden yazıyorsun?
Aslında yanıtı benim için çok kısa. “Yazmamayı seçemediğim için.”
Blog yazmaya ilk nasıl başladın gibi algılarsam bu soruyu yanlış hatırlamıyorsam yazdığın yazıdan para kazandığın bildirgec.org’de başladım blog yazmaya. Orda blog nedir ne değildir az biraz öğrendikten sonra da kendi blogumu açmaya karar verdim.
Bu blogu açtığım günler (Ağustos, 2007) Öss’ye yeni hazırlanmaya başlıyordum. Bir tür Öss blogu olsun dedim kendi kendime. Kişisel gelişim ile de ilgilendiğimden orda yazılar yazar, kendimi gaza getiririm falan diyordum. Sonra baktım ki tek gaza gelen ben değilim, benimle beraber onlarca öss’ye hazırlanan öğrenci gaza geliyor.. Daha da ciddiye almaya başladım bu blog olayını..
Ama dediğim gibi; hepsinden öte yazmamayı seçemediğim için.. Hani okul arkadaşım Sait Faik demiş ya: “Yazmasam delirecektim.” diye.. Bizimkisi de o misal..
Kılavuzu şair olanın…
Ben bu yazıda mimlemiyorum hiç kimseyi.. Son zamanlarda çok denk geldi bu mim olayı bana.. Küfür yemeyelim artık blogcu arkadaşlardan..
Nisan 6, 2009 1 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?








