İstanbul 2008′i yazmayı bırakırken..
2009′a girerken yazdığım gibi 2008′i zafer şarkılarıyla geride bıraktık. “Zafer şarkıları” benzetmesi blogun tohumudur. Bekle Bizi İstanbul şarkısında geçer. Bekle Bizi İstanbul ise bütün bu yazdıklarımın özeti gibidir. İstanbul hayallerimin en büyük tetikleyicisi oldu 2008 yılı boyunca. Öss belasına hazırlanırken en büyük güç kaynağım oldu..
Fark ettiyseniz yazının başından beri hep geçmiş zamanlı fiiller kullandım.. İstanbul hayalleri dedim.. Öss dedim.. 2008 dedim.. Başlıkta İstanbul 2008 dedim hatta.. Baksanıza, hayallerim anı olmuş artık.. Sanırım bu da bu blogun görev süresini dolduğunu gösteriyor.. Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım, -şairin demesiyle- “Çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar” diye tanımladığım günlerimi burada paylaştım. Benim duygularımı paylaşan, yazılarımı okuyan herkese teşekkürler. İstanbul 2008 yazıları buraya kadarmış.
Bütün hayallerin anılara dönüşmesi dileğiyle.
.
.
Ama tabii beni bilen bilir ki, okul arkadaşım Sait Faik Abasıyanık’ın düşüncelerini paylaşmaktayım. Yazmazsam deliririm. Final dönemim biter bitmez yep yeni bir yüz ile yazmaya devam edeceğim. Biten sadece İstanbul 2008 yazıları. Yeni bir tasarım ile artık İstanbul hayallerimi değil İstanbul anılarımı anlatacağım. Hatta daha da ileri gideceğim…. Neyse.. Yenilikler hakkında çok fazla ipucu vermek istemiyorum. (: Bekleyelim, görelim..
Ne kadar değişirse değişsin yazılar, blogun ruhu hiç değişmeyecek.
Her zaman dediğim gibi; her şey çok daha güzel olacak. (:
Ocak 14, 2009 1 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?
Sonu Zafer Şarkılarıyla Biten Bir Yıl.. 2008..
Bir saniye ya.. 2008 bitti diyorlar.. 2008 bitebilir mi.. Kolay mı bu yılı geride kalan diğer yıllara benzetmek?
Sayfamın başlığına bakın: Mustafa Öztürk | İstanbul 2008
Şunlara bakın..


Banner’larım İstanbul 2008
***
8 Ağustos 2007 tarihinde Merhabalar derken 2008‘den bahsettim. 2008‘e girmeden bir gün önce rüyamda en yakın 2 arkadaşımla beraber İstanbul Üniversitesi’ni kazanacağımı gördüm. Ve üçümüz de İstanbul Üniversitesi’ni kazandık.. Ve hayatımda en çok değer verdiğim insanlardan biri olan o arkadaşlardan birini kaybettim, sebebini bile bilmeden. Ve diğeriyle ev arkadaşıyım şu anda..
***
22 Şubat 990′ın üstüne bu sene 18. seneyi koydum bu yılda. 18′e girmek pek bir şey ifade etmiyordu ama 17′den ayrılmak çok şeyin değiştiğini gösteriyordu bana.
***
Hayatımın en zor günlerini de en güzel günlerini de bu sene içinde yaşadım. Yazılarımı uzun zamandır takip edenler düşünebilir ki en zor zamanlarım ÖSS’den önceki günlerdeydi. Çok yanılırlar. Ben de çok yanıldım. Öss sonucunun açıklandığı; İstanbul’a geleceğimi belgeleyen gün Oyun Bitti.. Görev Tamam.. demişim.. Meğer her şey yeni başlıyormuş.
Hayatımın en zor, en dayanılmaz günlerini; bir yıl boyunca beklediğim, hayalini kurduğum, kavgasını verdiğim, uğruna onlarca şiirler yazdığım şehirde yaşadım..
***
Ve 2008′in son günlerinde son dakika golü misali başladım zafer şarkılarımı söylemeye. Büyük ihtimalle hayatımın en mutlu günleriydi bir sene önce hayalini kurduğum, uğruna acılar çektiğim her şeyi teker teker gerçekleştirdiğim günler.
***
En başından beri hemen hemen her yazımda dediğim gibi.. Her şey çok güzel olacak.. Her şey çok daha güzel olacak.. Yeter ki umudunuzu kaybetmeyin..
***
2008 yılında hayatıma giren, çıkan, yazılarımı okuyan, iyi-kötü bir şekilde beni etkileyen; yani beni ben yapan herkese teşekkürler..
***
2009 yılında, gerçekleşmemiş hayalinizin kalmaması dileğiyle.. Mutlu yıllar..
Ocak 1, 2009 9 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?
“Eşşek”
Hemen hemen ortak hayallerimin olduğu, sürrealist arkadaşım Seryat‘tan benim için yazdığı şiir..
Eşşeğin osuruklu kulakları,
Geğirdiği zaman ayakları,
Belki anırır bağırsakları.
Ama sen kal hep.
Kusmadan.
Kusmadan kal ki,
Uzun uzun muhabbet edelim.
Bilirsin, severim İstanbul’u,
Senin gibi.
Ama en çok anırtacak olan da o,
Gebertecek belki de,
Belki de ağzımıza sıçacak.
Ama başka şehir kaldıramaz bu ağırlığı.
Bursa’ya fazla gelir bu nefretimiz.
Dağılır gider güzel şehir.
Sakarya’ya sığmaz huzurumuz,
Sapanca kaynar.
Ankara desen,
Götümüzle beraber hayallerimiz de donar kışın.
E Hadi Adana’ya gidelim;
Gidelim de devrelerimizi, sabit disklerimizi mi yakalım,
Kaderimizin yüklü olduğu ?
İstanbul’dan başkası yalan bize dost.
Sen, ben, o, bu, şu ne ise,
İstanbul da o.
Geceleri yanına oturur ulan,
Sabahları kahvaltını hazırlar, akşam tanıştığın manita gibi.
Bazen moralini bozar,
Tartışırsınız, hırçın ama vazgeçilmez sevgilinmiş gibi.
Yeşil gözlüdür benim için,
Senin içinse rengi yoktur belki, saydamdır.
Uzun saçlıdır benim için.
Rapunzel yanında halt yemiştir.
Uyuyan Rapunzel derim ben bazen;
Ama ne uyuyan güzel kadar sakindir,
Ne de Rapunzel kadar sabit.
İstanbul itlerin ürüdüğü, kervanların yürüdüğü yerdir.
Ertesi gün metro için kazmaya gelirler semtini.
Marmaray derler,
Kazdıkları yerden bin yıllık gemi çıkar.
Bu Ne Lan ?
Beynim gibi.
De bana bakayım;
Hangi şehir kaldırır beynimdeki 18 yıllık gemiyi,
Hangi kent bu kadar anlayabilir beni ?
Hiç bir yerin rüzgarı alamaz hararetimi,
Boğazın aldığı kadar.
Ağzımıza sıçsa da,
Kalemimizi kırsa da,
Paramızı çalsa da,
“Kavgamızın Şehri” olduğu sürece,
“İçimizde Ölen Biri Var” olsa da,
Orada Olacağız.
Yeşil gözler Ankara’da olsa da,
“Ben Burdayım İşte Lan” diyeceğiz.
Saydam gözler gökte olsa da,
“Ben Burdayım İşte Lan,
Beyoğlu’nun Işıklarının Altındayım”
Eşşekten girmiştik konuya;
“Dünyanın En Güzel Gözü Eşşeklerdedir,
Sana Ettiğim Onca İltifat Hep Bu Nedenledir.
”
Ağustos 18, 2008 1 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?








