Yazsam mı.. Yazmasam mı.. Yazsam mı.. Yazmasam mı..
Yazıyorum.. Zaten hep yazıyorum da buraya koymuyorum.. Koyamıyorum.. En son yazımda neyden bahsettiğimi bile hatırlamıyorum tam olarak..
Tamam bir önceki yazımı okudum ve neden yazmadığımı anladım.. Fatih’teki yoksul gramofon hala çalıyor.. Ve ben bir gramofon almaya karar verdim.. Hayır; lütfen o soruyu sormayın; Issız Adam’ın etkisinde almadım bu kararı.. Bir önceki yazımdan sonra belirmişti zaten kafamda.. Tabii gramofon almam için Fatih’teki gramofonun yoksulluğu atıp biraz para bulması gerekiyor.. =)
Öyle işte, sanırım İstanbul’da İlk Hafta.. yazımda bahsettiğim ev işinin yatmasından sonra neler yaptığımdan nerede kaldığımdan hiç bahsetmedim.. Birazcık da onları anlatayım..
Henüz yurtta kalıyordum ve hiç sorun olmamıştı ama misafirlik sürem sona yaklaşıyordu.. O ev işinin yattığı gün güzel bir haber aldım kyk’dan.. Bütün misafirlikler 1 ay daha uzatılıyormuş. En azından daha süre var diyerek biraz teselli ettim kendimi akşam yurda dönerken.. Odama girdim bir bavul kalabalığı var, boş 2 yatak vardı, dedim herhalde onlara yeni insanlar geldi.. Neyse gece yarısına doğru kapı çalındı, yeni arkadaşlar girdi içeri..
Birinci.. Tamam iyi birine benziyor.. İkinci.. Tamam o da fena değil.. Üçüncü.. Üç mü.. Ne üçü lan, 2 yatak var.. Arkadaşlardan biri geldi ve beni yatağımdan kaldırdı “burası benim yatağım” diyerek.. O çocuk ile konuştuklarım, müdürün odasında söylediklerim falan neyse bu 20 dakikayı sansürlemek zorundayım, direk atlıyorum.. Ben elimde battaniyem, kapı kapı dolaşıp boş yatak sordum. Allahtan bizim kattaki bir odadan çocuk gelmemiş o gün, onun yatağında yattım.. Eğer o gelmiş olsaydı yatacağım yer çalışma salonundaki masaların üstü olacaktı.. Tanımadığm o arkadaşa burdan teşekkür ediyorum..
Serde erkeklik var, kaldırılacak bir şey değil tabii bu.. Bir gün sonra direk döndüm Bursa’ya.. Allahtan hafta sonuna denk gelmişti de bir kaç gün Bursa’da kaldım..
İstanbul’a döndüğüm gün yurttan bavulları ve çıkışımı alıp daha önce tanımadığım, arkadaşımın arkadaşlarının evine geçici bir süreliğine yerleştim. Burdaki mülteci hayatım da yaklaşık 1 ay sürdü. Haklarını nasıl öderim bilmiyorum; o arkadaşların hepsi de çok sağ olsun..
Velhasılkelam İstanbul’a gittikten yaklaşık 2 ay sonra kendime barınacak bir ev bulabildim.. Yani ilk günlerde ev olmasa da yavaş yavaş ev olma yolunda gidiyor. Henüz buzdolabı, televizyon gibi beyaz eşya türü şeyler olmasa da evde yaklaşık 1 ay kadar yaşadık.. Bu süre içerisinde de ikea‘nın müptelası olduk.. 25 liraya çalışma masası, 25 liraya halı, 35 liraya kitaplık falan filan tamamladık sayılır odayı..
Şimdi tek eksiğim bilgisayarım.. O da olur mu sizce.. Olur olur..
Olmazsa olmaz zaten.. Olmadı da zaten =\
Aralık 15, 2008 8 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?
İstanbul’da İlk Hafta..
Uzun zamandır yazmıyordum bloga.. Nasıl da özlemiş yazmayı.. Aslında uzun zamandır bilgisayardan bu kadar ayrı kalmamıştım.. Bir hafta içinde sadece yarım saat internet’e girdim.. Mouse kullanmaktan bileğimde oluşan nasır bile iyileşmek üzere.. Yine dağıttım konuyu, toparlıyorum..
İstanbul’da ilk hafta tanıyarak ve arayarak geçti.. Evet.. Tam olarak böyle.. Bilmediğim bir şehir.. Bilmediğim bir okul.. Bilmediğim bir hayat.. Bir de kalacak kesin bir yerinizin olmayışı eklenince tanımak, aramak olayı zirve yapıyor.. Neyse ki en yakın arkadaşım da benimle aynı okulda, aynı bölümde, aynı sınıfta, aynı ranzada.. Böyle olması inanılmaz bir pozitif etki yapıyor..
Bir hafta boyunca okulda sadece derslikleri aradık.. Hatta Türk Dili dersine, dersliği bulamadığımız için geç kaldık..
Sadece İşletme’ye Giriş dersinde konu işledik.. Kalan derslerin hepsinde ya hoca gelmedi, ya da kendisini tanıtıp çekti gitti.. Bizim de işimize geldi durumun böyle olması; bol bol ev aradık.. Sonunda da bulduk..
İnternetten, emlakçıdan, gazeteden vs. 250 ev seçmişizdir.. Bu 250 evin en az 50’sini gezmişizdir.. İnanın hiç kolay değil bu ev bulma işi.. İlan’da “şirin”, “tatlı” gibi kelimeler geçiyorsa anlayınki o ev kibrit kutusu kadar peynir’e denk gelir.. “Serin” gibi bir kelime geçiyorsa bilinki apartman boşluğuna bakıyordur, gündüz 12′de evi görebilmek için ışıkları yakmanız gerekir.. Fiyatı uygundur ama güneş girmeyen evin doktorla muhabbeti sık olacağından fiyat artar, sağlığınıza olanlar da cabası..
Bir de bu saate bıraktıysanız bütün öğrenciler, polisler eşyalı evleri tutmuş oluyor.. Hangi emlakçıya girseniz eşyalı ev yok cevabını alıyorsunuz.. İkinci el ya da spot, bir evlik eşya masrafı da 2 milyar’a yaklaşıyor.. Neyse ki sonunda eşyalı, bütçemize uygun bir ev bulabildik..
Önümüzdeki günlerde eve taşındığımızda ve ondan da bir kaç zaman sonra yeni bilgisayarıma kavuştuğumda yeni bir tema, yeni bir içerik, kısacası yeni bir site ile yazmaya devam edeceğim..
Mustafa Öztürk, İstanbul’dan bildirdi.. : )
NoT: Yukarıda bahsettiğim ev işi şu anda yalan oldu.. Yurttan da kovulmak üzereyiz.. Hadi hayırlısı bakalım..
Ekim 12, 2008 1 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?








