Bir yazı okudum; hayatım değişti.
İsterdim ki bu yazıyı okuyan herkes; “Bir yazı okudum, hayatım değişti.” diyebilsin. Çünkü bir önceki, “Uzun Bir Yolculuk” başlıklı yazımda sorduğum sorunun bir benzeri yaklaşık 5 yıl önce, Uludağ Üniversitesi, Felsefe Kulübü tarafından bana sorulmuştu ve şu anda ne o soruyu ne de onların yorumunu tam olarak hatırlayamasam da hayatımın bir daha eskisi gibi olmadığını çok iyi biliyorum.

Verilen 40′a yakın cevabın ilgimi çeken yerlerinden alıntılar yapıyorum:
- İtalya’yı severim
- Sömürülmüş birisi ile birlikte olmak benim için onurdur!
- Faşist duygularla benimsenmiş birisi ile hayatta yanyana duramam !
- Çingenler eğlenceli kişiler.
- Afrikalı kadınlar tercihim değildir
- En uzak olduğum konu paradır. borsacı ile piyasaları, arap şeyhi ile zenginliğini konuşturmak beni ne eğlendirir ne de bana bir şeyler katar.
- Anlatacak çok şeyi olmalı.
- Sürekli kendinden ve paradan bahsedecek ve çok konuşacak.
- FAŞİST!!11
- Bilişim alanında çok geride oldukları için
- şişko olabileceğini düşünüyorum
- Onlarla ilgili izlediğim filmlerinde etkisi var.
- Sabun mabun yapar.
- Çatal-kaşık kullanma alışkanlığı olmayan.
- Bulgarların saldırgan olduğunu düşünüyorum.
- iletişim kanallarının kapalı olduğunu düşünüyorum
- ön yargıdan ziyade, kesin duruşlarıyla ilgili net bir imaj çizdiklerinden ötürü
- Brezilyalı sambacı bir kadın seçerim, öncelikle çekici gelir diğer nedeni de Fenerbahçeliyim uyum sorunu yaşamayız.
- Hem fransız hem borsacı daha ne olsun
Şimdi yeni soru geliyor. Hayatımızda daha önce, bir önceki yazıda bahsi geçen kişilerden kaçıyla tanıştık?
Tahminime göre cevap verenlerden ve okuyanlardan hiçbiri bu listedeki insanların yakınından bile geçmedi.
5 yıl önce tam bu noktada dünyam yıkılmıştı. Ön yargı demeye dilim varmıyor çünkü yaptığım kesinlikle yargısız infazdı. Çünkü bir kere olsun görmediğim insanları; faşist, katil, hırsız, yahudi diyerek hiç düşünmeden üstünü çizmiştim.
Sartre’nin bir sözü geliyor aklıma: “Yahudilik diye bir şey olmasaydı antisemitizm onu yaratırdı.”
Einstein’ın atomu parçalamaktan zor saydığı ön yargılar, toplumsal ayrılıkların temeliydi. Ne yazık ki ön yargılar gerçek hayatta bu soru kadar eğlenceli olmuyor. Düşmanlıkları, nefretleri, yanılgıları doğuruyor; “insan”ı öldürüyor.
Kaldı ki etnosantrizm -ben buna “benim doğrum en doğruculuk” diyorum- ufak yaşlarda çevremizi kuşatıyor. Anne – Baba’ların kendilerine benzeyen, kendileri gibi düşünen evlatlar yetiştirme isteğiyle empoze edilen düşünceler sayesinde hayata hali hazırda binlerce doğru, yanlış, iyi ve kötüyle başlıyoruz. Bu yüzden daha ilk okulda bazı sınıf arkadaşlarımızı “öteki”leştiriyoruz, bu yüzden bizden yüzlerce yıl önce dedemizle savaşan adamın, kendisinden yüzlerce yıl sonra yaşayan torununa düşman oluyoruz.
Ve nedenini asla sorgulamıyoruz.
Şimdi soru sorma sırası sizde.
Kendinize bir soru da siz sorun.
Umarım tüm dünya benzer bir yazı okur ve bir şeyler değişir.
Barış.
Not: Bir önceki yazıda sorduğum soruları cevaplayan herkese teşekkürler. Soruyu soruş şeklim ve bu yazdığım yazı arasındaki farktan dolayı özür diliyorum. Burda yazdığım örneklerde bir art niyet yok, o soruya kim olsa aynı benzer şekillerde cevap verirdi. Anlayışla karşılayacağınızı ümid ediyorum ![]()
Haziran 8, 2010 11 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?
Barış’ın ve Aşk’ın Şair’i; Nazım Hikmet
Yaşamayı senden öğrendim Usta.
“diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayım, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimalim de var. duymamam mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini ben yine de güleceğim anlatılan bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağım pencereden, yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğim en son ajans haberlerini.”
İnsan’ı insan olduğu için sevmeyi senden öğrendim Usta.
“Yüzünü bile görmediğim insanlar için, hem de hiç kimse beni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğim halde” ölebilecek kadar çok sevdim insanları.
Barış’ı senden öğrendim Usta.
Uykularım kaçtı “çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın” diye.
Aşk’ı senden öğrendim Usta;
Aşk’a aşık oldum tıpkı senin gibi. “Tahir olmayı da ayıp bulmadım hiçbir zaman, Zühre olmayı da. Hattâ sevda yüzünden ölmeyi de” ayıp bulmadım.
Ve “elmanın da beni sevmesini” hiç beklemedim.

Ama Usta;
“Hava kurşun gibi ağır. Bağır bağır bağırıyorum.” Tıpkı senin gibi..
Demiştinr ya hani Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçen dedemlere, Tükiye sizi doyuracak halde değil şu anda, zamanı geldiğinde beraber gideceğiz Memleket’e diye.. Bulgaristan yönetimine söylemiştin yapılması gerekenleri de lale devrini yaşamıştı koskoca Bulgaristan devleti senin bir kaç sözünle hani.. Ama sen gidince Bulgaristan çıktı sözünden, dedemler de geldi Türkiye’ye.. Bulgaristan’dan gelenleri hala doyuramıyor bu devlet Usta, bunu en iyi ben biliyorum..
Kızma ama, keşke burda olsan diyemiyorum be Usta.. Bıraktığından da kötü halde Memleket.
50 yaşına 1 yıl kala kalp hastasıyken seni öldürmek için askere çağıranlar, “951′de, bir denizde, genç bir arkadaşınla ölümün üzerine yürütüp” seni vatan hain’i ilan ederek vatandaşlıktan çıkartanlar son seçimlerden önce verdiler sana vatandaşlığını. Bir zamanlar “kelleni bir yılan başı gibi koparmak” isteyenler seçim mitinglerinde şiirlerini okuyorlar. İade-i İtibar dediler utanmadan bunun adına. Onlar kim oluyorda dünyanın paylaşamadığı sen’in itibarını geri veriyorlar?
Hangisi sevmiş Memleket’i senin kadar? Memleket’ine dönemediğin zamanlarda Varna’daki Kızıl Kumsal’ın, en uç noktasına; İstanbul’a en yakın noktasına gelip, gözlerini karşıdaki İstanbul’a dikip, “ellerini yakma pahasına vapurları usulca okşayarak” yazdığın şiirleri nasıl anlasın onlar?
Doğru’yu söylemeyi senden öğrendim Usta;
Seni Rusya sevdalısı sanıyorlar. Bilmezler mi ki orda da yasaklandı şiirlerin, orda da oynatılmadı tiyatroların, balelerin. Rusya’ya gittiğinde yaptığın ilk konuşmada Stalin’i ölesiye eleştirmedin mi? Stalin’i güneş’e benzeten şiirleri komik bulduğunu söylemedin mi?
Sen Kızıl Kumsal’dan şiirler yazarken onlar ne yapıyordu biliyor musun? İçinde “kızıl” kelimesi geçiyor diye “Kızılcıklar Oldu mu?” türküsünü yasaklıyordu.
En büyük yaramdır; özgürlüğü senden öğrenemedim ama, özgürlük aşkını senden öğrendim be Usta.
Hiç özgür olamadık Usta. Hala yasakları öğretiyorlar bize. Her gün yeni bir yasak öğreniyoruz. Hala marşlar okutuluyor çocuklara şiirlerden önce.
Hani dedin ya “En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı” diye. Yirmibirinci asırda bir gün bile sürmüyor ölümün acısı. Öldüğü gün en ön raflara diziyorlar kitaplarını şairlerin bir kaç kuruş fazla kazanma ümidiyle.
Yirminci asır’da senin söylediklerini söyleyenlere “realist: gerçekçi” diyordu edebiyatçılar. Yirmibirinci asırda ben sadece senin kelimelerinle yazdığım bu yazılardan dolayı “romantik: hayalperest” diye adlandırılıyorum. Kimse inanmıyor aslında gerçekçi olduğuma.
Ama Usta; yine de gözün arkada kalmasın. “Yıllar var ki ter içinde taşıyorum ben bu yükü” Ve “Güneş’i zaptedene” kadar taşıyacağım içimde; insanı, barışı, aşkı, doğruyu, özgürlüğü.
“Bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 63′ü..”
Haziran 3, 2010 17 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?
Bayram Gibi Bayramlar..
Bu aralar çok yoğunum.. İstanbul’da geçirdiğim ilk haftam hakkında bile yazamadım.. Ama en kısa zamanda yazacağım.. Çok uzatmadan sözü mesajımı verip bırakıyorum..
Huzur ve Barış dolu bir dünya dileğiyle.. Bayramlarınız Bayram olsun..
Ekim 4, 2008 5 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?








