Random header image... Refresh for more!

Biraz Sosyalleşelim.. :)

Uzun zamandır bloga düzenli yazı yazamıyor ve takipçilerimden neredeyse azar işiten mailler almaya başlamıştım. Artık ayda bir defa yazı yazmak yerine çok daha sık yazı yazmaya çalışacağım. Ve gördüm ki blog baya eskilerde kalmış, biraz sosyalleştireyim dedim. Sağ tarafta en başta gördüğünüz hayran sayfası kutucuğundan ya da bu linkten bloga hayran olabilirsiniz. Orda bloga yazamadığım çok daha fazla şeyi paylaşacağım.

Facebook kutucuğunun altında da formspring.me sayfam yer alıyor. Ordan da bana dilediğiniz soruyu anında sorabilirsiniz. Yalnız isimsiz gelen soruların hepsini cevaplamama hakkımı saklı tutarım. :) Facebook hesabınıza giriş yapmış vaziyetteyseniz otomatik olarak isminizle soracaktır zaten :)

Formspring‘ten sonra da son Twitter güncellemelerim yer alıyor. Beni Twitter‘dan da takip edebilirsiniz :)

Sağ taraftaki sayfalar bölümüne de FriendFeed linkimi ekledim. Eğer kullanıcısı değilseniz mutlaka Twitter ve FriendFeed‘i tavsiye ederim :) En çok zaman geçirdiğim ve genelde blogun içeriğine benzer içerikler paylaştığım yer FriendFeed..

Sol tarafta fotoğrafın altında da abonelik kutusu var, ordaya mail adresinizi girerseniz de yazılarım mail kutunuza gelir :) RSS kullanıyorsanız RSS takibine de alabilirsiniz.

Evet, artık aldığım nefesten haberdar olabilirsiniz :)

Beni yeniden düzenli blog tutmaya başlatan, yeni yazı yazmam için neredeyse azarlayan okuyucularım, sizleri seviyorum :)

Ha bir de yazıların altına paylaş butonları koydum, beğendiğiniz yazıları Facebook‘ta, FriendFeed‘te, Twitter‘da vs kolayca paylaşabilirsiniz :)

Mart 2, 2010   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Mazi.. Efkar.. Yalnızlık.. Dostlar.. Muhabbet.. Mutluluk..

Dünyadaki oranlara bakarsak psikologlora Türkiye’de çok az iş düşüyor.. Neden biliyor musunuz?

Eski günler gelir de gitmez bazen aklından.. Her şey daha zor olur senin için.. Kapını sadece efkar çalar.. Hoşgeldin bile diyemezsin.. Yalnızlık diz boyudur..

Ama bizim dünyamız yabancılarınkindan biraz farklı.. Bizim bütün kapıları açan çilingirimiz ve çilingir soframız vardır.. “İkinci dublesinde karşımıza ilk çıkanı öptüren”  gelmiş geçmiş en ünlü çilingirimiz; rakımız vardır..

Fotoğraf: Yeni Rakı - Çeken: Wegna

Efkarsız oturulmaz rakı sofrasına.. O sofradaki herkesin içinde bir tutam efkar vardır mutlaka.. İlk kadehler tokuşturulduktan sonra şişedeki rakı azaldıkça efkar da azalır.. İşte o sofrada dostun elini omzuna dokundurduğu an, dünyanın en güzel anlarından bir tanesidir.. Hiçbir psikolog veremez o huzuru insana..

Mazi, efkar ve yalnızlık yavaş yavaş dostlara, muhabbete ve mutluluğa bırakır yerlerini..

“Gerçek sofralarda, gerçek muhabbetlere” eşlik eden dostlara selam olsun..

Meze yapacak bir tutam efkar buluruz nasıl olsa..

Ocak 30, 2010   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Mutlu Noeller Agapi Mou…

christmas

25 Aralık… İnsanlığın güneşi izlemeye başladığından beri insanlık  için en önemli günlerden biri bugün.
Hristiyanlık da dahil olmak üzere yer yüzünde yaşanmış, yaşanan binlerce güneş eksenli din için kutsal bir gün.. Çünkü güneşin yeni yılı bugün başlıyor.. 21 Haziran’dan beri yaşanan gecelerin uzaması, günlerin kısalması 21 Aralık’ta yaşanan en un uzun gece ile zirveye ulaşır. Güneş 3 gün boyunca bu seviyede kalır. 25 Aralık ise yeni bir başlangıcın ilk müjdecisi oluverir. Bu tarihten sonra artık geceler kısalacak, gündüzler uzayacak. Değişim başlıyor ve bunun enerjisi herkesi sarıyor..

Aslında değişimin bugün başladığından bir çok kişinin haberi olmasa da kağıt üzerindeki yeni yıl heyecanlandırıyor herkesi.. Kim ne kadar inkar ederse etsin, yeni yıl değişimin en güzel habercisi.. Çünkü değişen sadece sokaklardaki ışıklandırmalar, vitrinlerdeki süslemeler değil..

Koca bir yıl geride kalıyor.. Kimimiz 1 yıl daha yaşlanıyoruz, kimimiz 1 yıl daha büyüyoruz.. Kimimiz zafer türküleriyle karşılar yaklaşan yeni yılı, kimimiz de ağır bir yenilginin yaralarını silmek için fırsat olarak görür.. Yılbaşı sadece bu değişimin ölçüm noktası olduğu için bile en önemli günlerden bir tanesidir..

Bomba ıslıklarının biraz daha azaldığı, çocuk ıslıklarının biraz daha arttığı, barış dolu bir yıl diliyorum herkese..

Ah bir de bu dilekler var tabii :)

Mutlu noeller agapi mou…

Aralık 25, 2009   Ilk Yorumu Sen Yap

Yaşamana Bak..

balon

Bırak artık söylenmeyi,
Yaşamana bak..
İşler mi iyi gitmiyor? Yakında düzelir..
Hayatının aşkı çıkmadıysa karşına bekle,
çıkacak nasıl olsa o da yakın zamanda..
Çok yorulduysan, dinlen
o da geçecek..
Açsan doyacaksın, biliyorsun
Üzüldüysen sevineceğini de unutma..

Azgın bir nehir gibi
taşları yerinden sökersin bazen
Bazen de kıvrıla kıvrıla gidersin
toprağın izin verdiği yerden
Kederi de sevinci de geçici bu dünyanın
Sen nehir olup akmayı unutma..

Mustafa Öztürk

Aralık 15, 2009   13 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Yapacak Hiçbir Şeyiniz Kalmadıysa; Gidin!.. | Bisikletle.com

Bazen şehrin sisleri insanın boğazına sarılır.. Ya da bir insanın sesleri asla güzel bir şey getirmez kulağa.. Çok zor günler geçiriyorsundur da en sevdiğin dahil hiç kimse anlamaz seni.. Olur ya hani duvarlar üstüne üstüne gelir..

İşte buna izin vemeyin.. Gidin.. Tutkularınız olsun.. Oyunlarınız olsun.. Hayatı kolaylaştırmanın yolları bunlar.. Şiir yazın, fotoğraf çekin, yıldızları gözlemleyin.. Yaz ortasında Uludağ’ın tepesinde olan Antares’in nasıl da Marmara’ya doğru kaçtığını görün.. Sevin.. Gidin..

Bisikletle.com işte tam bu “sevin ve gidin“in arasında ortaya çıktı.. Hayatı kolaylaştırmak istiyorsan, yaşadığını anlamak istiyorsan sev!

Burdaki yazımda ilk kez değinmiştim bisiklet tutkumdan.. Şimdi bisiklet tutkumu gerçekleştirmek için ilk adımı atıp Bisikletle.com blogunu açtım.. Orda bisikletime kavuşuncaya kadar bisiklet tutkusu ile ilgili yazılar yazacağım..

Hatta belki bisikletimin ön tekerini hediye etmek isteyen hayırsever’i de orda bulurum.. :)

Facebook grubuna da bekleriz :) http://www.facebook.com/group.php?gid=187982408074&ref=ts

Yay’ın, Yay’dırın, Sev’in, Sev’dirin :)

Tutku!

Kasım 28, 2009   4 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Şehri Durdur – Oyunu Oyna


Şehrin gürültüsü, şehrin trafiği, şehrin stresi, şehrin şusu, şehrin busu… Bu ve bunlara benzer kalıpları kim bilir kaç kez duydunuz ve kullandınız. Peki ama aklınıza şehri durdurmak hiç geldi mi?

Geçende Mimar Sinan Üniversitesi’nin Tophane’deki Kent ve Sanat Müzesinine gittim. Çok beğendiğim, çok yaratıcı bulduğum bir çok eser vardı fakat içlerinden bir tanesi inanılmaz keyifliydi.

Marmara, Mimar Sinan ve Malmö Üniversitelerinden 7 arkadaşın projeleri olan bu eser oyun kartlarından oluşuyor.  Pause The City – Play The Game isimli bu oyun kartlarının her birinin üzerinde günlük hayatınıza renk katacak ufak görevler yer alıyor.. Siz de her gün rastgele bir kart seçip o gün içerisinde onu yapıyorsunuz.. En çok hoşuma gidenlerden bir kaç tanesini sıralayayım hemen:

  • Bir kediyi kafe ya da restoran’ın önünde durana kadar takip et. Oradan kedi için yiyecek al.
  • Bugün tanıştığın her yeni insanın fotoğrafını çek.
  • Eve başka bir yoldan git.
  • Sadece plakasında 7 rakamı bulunan otobüslere bin.
  • Tanımadığın biri ile taş kağıt makas oyna.
  • Bindiğin bir toplu taşıma aracına, sana ait bir sırrın yazdığı bir not bırak.
  • Dışarıda, tanımadığın insanlardan yardım alarak bulmaca çöz.
  • Kırmızı giysili birini en az iki dakika takip et.
  • Bir çocuğu mutlu et; balon şişir ve camdan at.
  • Saatini 8 saat ileri al ve gününü aldığın saate gore yaşa.
  • En sevdiğin yemeği pişir ve sokaktan geçenlere dağıt.
  • Çevrendeki birisini taklit et.

Pause the City – Play the Game oyun kartları benim karşıma sadece Kent ve Sanat Müzesinde çıktı. Gidebiliyorsanız  gidin, hem sergiyi görmüş olursunuz, hem de kartlardan alabilirsiniz.

Sakın gürültülü, stresli, koşuşturmacalı hayatınızdan yakınırken bu kartlara ulaşamama gibi engel koymayın önünüze.. Yukarıda sıraladım işte, hemen başlayın. Hatta bunlar yetmezse size Turkcell’in yeni kampanyası Gençken Yapılacak 100 Şey’e göz atın..

Yeter ki “Hayat, siz bir şeyler becermek için planlar yaparken, kaçırdıklarınızdır.” sözüne kanıt olmayın..

Kasım 5, 2009   9 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Tutku..

Tutku..

Bugün fark ettim ki hayatı hayat yapan şeyler tutkular.. Bir tutkunuz varsa mutlu olmak çok daha kolay..  Bir tutkusu varsa insanın aldığı bütün nefesler daha kıymetli..

Tutku öyle bir şey ki, kalp atışlarınızı sapıtabilir, nefesiniz kesilebilir.

Bilenler bilir benim astronomi merakımı. Bu sabah geçen sene beraber “Yıldızların altında gökbilim okulu” etkinliğini düzenlediğim, daha doğrusu düzenlemesine yardım ettiğim Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Deniz Hocam mail atmış haftasonu Uludağ’daki gözlem etkinliği için.. Maili okuduğumdan beri uçuyorum, gözleme gerek kalmadan yaklaştım yıldızlara :)

Ya da ne bileyim fotoğraf çekmesini severim ben.. Ama fotoğraf makinem dijital fotoğraf makinelerinin ilk örneklerinden.. Yeni bir fotoğraf makinesi beğendim kendime; maaşımı aldığım gün tamamını ona yatıracağım.. Sonrasında o parasızlık ile ne yapacağım hiç bilmiyorum.. Ama gözüm döndü bir defa o makine için.. Uykularıma giriyor, aklımdan hiç çıkmıyor.. Onu alacağım an için yaşıyorum şu anda.. Onu aldıktan sonra da çekeceğim bütün fotoğraflarda aynı heyecanı yaşayacağım..

Ya da tutkunuz yazmak olabilir..  Sait Faik gibi yazmasaydınız delirebilirdiniz.. Yazmak da tutkudur benim için mesela.. Buraya tutkularımı yazarken de bir tutkumu gerçekleştirdiğim için mutlu oluyorum.. :)

Ama en bomba tutku bir sonraki yaz olacak.. Bütün sene belki okulun yanında çalışırken bir de ek iş yapacağım ama para biriktirip bir sonraki yaz kendime bisiklet alacağım.. Cesaretine hayran kaldığım bisiklet tutkunu arkadaşım ile birlikt ile İstanbul’dan Edirne’ye, Edirne’den Çanakkale’ye, Çanakkale’den de Bursa’ya kadar bisiklet sürebilirim.. 15 gün bütün marmara’yı köy köy gezer, fotoğraf çeker,  gece çadırda kalır, ışık kirliliği olmayan ortamlarda yıldızları gözlemenin keyfini çıkartırken bir şeyler yazabilir, bütün tutkularımı iç içe geçirebilirim..

Yazması bile mutlu ediyor adamı.. Yeter ki sevmesini sevin..

Hayat o zaman çok daha kolay.. :)

Ağustos 20, 2009   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Nietzsche’yi Ağlattığımda

Geçen haftalarda Nietzsce Ağladığında’yı okudum.. Kitapta anlatılan Breuer’den beter bir bıkmışlığa sahip olduğumdan 2 hafta önce notlarını çıkardığım yazıyı bugün anca yazabiliyorum..

Bütün kitap çok güzel de  gözüme çarpan bir kaç cümleyi yazıyorum..

  • Kutsal olan gerçekler değil, insanın kendi gerçeği için çıktığı arayıştır!
  • Kendi kendini sorgulamaktan daha kutsal bir şey olabilir mi?
  • Neysen o ol.
  • “Tanrı’ya güven duymak.” Bu, insana göre bir seçim değildir. Bu insanca bir çözüm değil, kendi dışındaki bir yanılsamaya tutunmaktır. Böyle bir seçim, başka birini, doğaüstü birini seçmek, insanı daima güçsüz kılar. Daima onu olduğundan daha fazla küçültür. Ben bizi olduğumuzdan daha büyük yapan şeyleri severim!
  • -Korkuları da yıldızlar gibi- hep ordalardır, ama gün ışığı onlar gizler.
  • Siz bu yaşamda daha ötelere bakabildiniz. Yanlış hedeflere ulaşmanın boşuna olduğunu, yeni yanlış hedefler belirlemenin de boşuna olduğunu gördünüz. Sıfırı sıfırla bin kez çarparsanız yine sıfır elde edersiniz!
  • Yaşam planınız sizin elinizde değilse, varlığınızı rastlantıya bırakmışsınız demektir.
  • Mükemmeli yakalamak isteyen müritlerin ana ve babalarından kopmaları gerekir.
  • Neden yalnızca küçük mutlulukların peşinden koşuyor? Ve buna da erdem diyor. Bunun asıl adı, korkaklıktır!
  • Arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığızdır.
  • Çocukluğumdan beri yaşamın, birbiriyle aynı iki boşluk arasındaki bir kıvılcım olduğuna inandım: Doğumdan önceki ve ölümden sonraki karanlıklar arasındaki bir kıvılcım.
    “Yaşam, iki boşluk arasındaki bir kıvılcım.” Güzel imge Josef, ama kafamızın hep ikinci boşluğa takılması ve birinci boşluk üzerine hiç düşünmememiz ne tuhaf, değil mi?
  • Nietzsche’nin dostluk tanımını düşündü: İki insanın daha yüce bir hakikatin peşinde koşması.
  • İyi bir kılavuz sel sularının önündeki set olmalıdır, koltuk değneği değil. Kılavuz, öğrencisine bütün izleri göstermelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.

İşte Nietzsche’yi Ağlattığımda aklıma en iyi kazınanlar bunlar oldu.. Siz de ağlatın efendim bu büyük filozofu.. O ağlar açılır, siz de çok şey kazanırsınız.. :)

Temmuz 18, 2009   7 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Çok Kadın Hiç Kadındır Oğlum, Yalnızlıktır Sonun…

Bu aralar çok yoğunum..

İş sağ olsun bütün boşluklarımı dolduruyor.. Okul sonraları, hafta sonları..

Sonra hızlı okuma egzersizlerine sardırdım bu aralar.. Onlarla uğraşıyorum.. Bir de şu yazımda bahsettiğim kitapçıdan aldığım 20 küsür kitabı da okumaya çalışıyorum.. Hatta Beşiktaş’taki Alkım Kitap Evi şahane bir kampanya başlatmış; 10 adet dünya klasiği 3 lira. 2 tane onlu seri var.. Yani 20 dünya klasiği kitap 6 lira.. Tabii ki bunları da aldım..Böyle bol bol bir kitap okuma olayım var..

Sonra Gitme Vakti‘ne vaktim yetmiyordu ki bir de Olm Lan diye bir blog açtım Onur’la beraber..

Fotoğraf çekesim geldi bir de bu aralar.. Onları da buraya koysam güzel olur aslında..

Ha bir de okul var tabii..

5 saat uykuda sabitledim kendimi artık..

Bu blogta da taslakta yazılmayı bekleyen konular kuyruğu uzadıkça uzadı..

Diyeceğim şudur ki insan aynı anda 50 yere el uzatınca bir yerde bünye stop edebiliyor.. Sakalların uzuyor, odan dağılıyor, agresifleşiyorsun, hiçbir şey yapamadan ve hiçbir şey yapamamanın verdiği acı ile oturup kalabiliyorsun..

İşte tam bu anda farkına vardım ki benim sadık yarim 20 gündür boşladığım bu blogtur.. Yine koştum sığındım bloguma, döktüm içimi..

Şimdi gelecek yazılar ve diğer uğraşlarım için biraz daha güçlüyüm..

(: (:

Mayıs 20, 2009   Ilk Yorumu Sen Yap

1 Mayıs Çilekleri..

Öncelikle belirtirim; bu yazının İşçi Bayramı ile alakası yoktur. :)

1 Mayıs..
Geçen sene 1 Mayıs’ta şu anda ev arkadaşım olan Çağrı ile okul çıkışı dershaneye gidiyorduk.. Tatlı bir bahar havası.. İçim içime sığmıyor.. Kravatlar aşağıda, gömlek dağılmış.. Liseliyiz..

Dershane yolu miting alanından geçiyor.. Çağrı’yla yürüyoruz, daha miting başlamamış neyse ki.. Karşımıza bir çilekçi çıktı.. Çilekler de nasıl güzel anlatamam.. Çıkarttık bozukları, 1 kilo çilek aldık.. Yıkamakla uğraşmak falan yok.. Bulduğumuz ilk kaldırıma oturduk, başladık çilekleri yemeye.. Ama o anda o çileklerin ne kadar iyi geldiğini anlatamam.. Şimdi düşününce inanılmaz bir duyguymuş gibi geliyor o anlar.. Tam yarıladık çilekleri derken önümüzden mitinge katılacak olan bir grup geçiyor.. O anda geçen gruptan nefret ediyorduk.. Amacı bayram kutlamaktan çok daha farklı bir gruptu.. Ama çilekler o kadar güzeldi ki sinirimizi hiçbir şey bozamazdı..

Afiyetle yedikten sonra çilekleri dedik ki bundan sonra 1 Mayıs bizim için çilek günü olsun.. Oldu da.. Çağrı ile aynı evde yaşıyorum şu anda.. 1 yıldır dönüyor çilek muhabbeti.. 1 mayıs gelse de adam akıllı çilek yesek..

Yarın 1 mayıs.. Ama benim planlarda bir aksaklık oldu.. Bir önceki yazımda anlattığım gibi cebimdeki bütün parayı kitaplara yatırmıştım.. Bugün de maaşı çekecektim.. 3 günlük parasızlık bugün bitecekti.. Bugün gittim bankaya.. Banka hesap kartımın hayatımda hiç gitmediğim Bursa / Karacabey’e gönderildiğini öğrendim.. Biraz küfrettik ama dediler ki kimliğinizle de para çekebilirsiniz.. İyi dedim, verdim kimliği.. Parayı çekebildim mi? Hayır! Benim hesabımı açan “sevgili” banka görevlisi yerleşim belgemin bilgilerini girmemiş..

Sonuç.. Para çekemiyorum.. Yarın 1 mayıs, tatil.. Sonra hafta sonu geliyor.. En iyi ihtimalle P.tesi çekeceğim parayı.. 3 gün daha kurşun atacak bir meteliğim bile yok..

İşin ilginç yanı Çağrı’da da yok..

Peki ya bütün sene planladığımız 1 mayıs çilek’lerini kim yiyecek? Başka bir arkadaştan para alıp yesek aynı tadı alabilecek miyiz?

Sanırım ne desem boş.

Millet yıllarca hayallerini kurduğum bölümü özel üniversitede okurken hiç istemediğim bölümde, İstanbul gibi bir şehirde kendi paramı kazanarak yaşamaya mecbur olmam da, çileklerimin boğazıma dizilmesinde, hatta dizilememesine sebep olan herkese teşekkürler.

1 mayıs kutlu olsun.. isteyene çilek isteyene işçi bayramı..

Nisan 30, 2009   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?