Bırak artık söylenmeyi,
Yaşamana bak..
İşler mi iyi gitmiyor? Yakında düzelir..
Hayatının aşkı çıkmadıysa karşına bekle,
çıkacak nasıl olsa o da yakın zamanda..
Çok yorulduysan, dinlen
o da geçecek..
Açsan doyacaksın, biliyorsun
Üzüldüysen sevineceğini de unutma..
Azgın bir nehir gibi
taşları yerinden sökersin bazen
Bazen de kıvrıla kıvrıla gidersin
toprağın izin verdiği yerden
Kederi de sevinci de geçici bu dünyanın
Sen nehir olup akmayı unutma..
Mustafa Öztürk
Read MoreAnnem.. Camım..
Seninle doydu karnım,
Seninle güldü ağlayan yanım.
İhtiyacım olduğuher anda yanımdasın..
Uykusuz her gecemde
Mışıl mışıl uykum oldun.
Ben hasta oldum,
Sen doktor oldun, ilaç oldun..
Hakkını nasıl öder bu oğlun?
Her şey için teşekkür eder, her şey için özür dilerim anne.. Senin günün kutlu olsun..
Ben, Oğlun, Hayırsızın..
Read More 
Uzaktan gördü önce hayatının geri kalanına yön verecek olan okulu.. Sanki daha önce hiç görmediği büyüklükte, devasa bir taş gibi duruyordu karşısında.. Biraz daha yaklaşınca ayakları titrer gibi oldu, tüyleri çelik dikenlere döndü, kalp atışları yankılanmaya başladı içinde tarihin bekçisi bu taş binayı yakından ilk kez gördüğünde..
Ayakları içeri sürüklüyordu, üstünden milyonlarca adım geçmiş, bin yıllık bir cami şadırvanının mermerleri gibi yontulmuş merdivenler O’nu çağırıyordu heyecanla.. Büyük, kahverengi kapıyı aralamasıyla başladı büyüsüne kapılmaya.. 125 yıllık tarihin kokusu kucakladı önce.. Sanki O’nun kokusunu da doyumsuz kokusuna katmak ister gibiydi tarih.. Yavaş yavaş bir parçası olmaya başladı bu tarihin..
Attığı her adımda ahşap yerlerden çıkan ses yankılandı büyük taş duvarlarda.. İçinden özür dilemek geldi, ya rahatsız olduysa tarih çıkardığı sesten? Usulca kapadı kapıyı, başka sınıflara gitti.. Bir tanesinde hocası Nevres Bey’den ders dinliyordu Mustafa Kemal Atatürk, bir diğerinde bir şeyler karalıyordu Sait Faik her zamanki yaramaz çocuk gülümsemesiyle..
Derin bir nefes aldı. Ciğerlerini sonuna kadar tarihin kokusu ile doldurup gözlerini kapadı. Başrolünü kendisi oynadığı bir rüya göz kapaklarında oynamaya başladı..
Bir ara aralanır gibi oldu gözleri. Karanlıktan korkan ufak bir çocuk gibi kapadı gözlerini hızla, ama faydası yoktu.. Gördü ki geçmişti seneler bir solukta birer birer.. O an sığmaz oldu gözyaşları kapalı gözlerine.. Başladı göz kapakları aralanmaya, yaşlar süzülmeye.. Rüya bitiyordu, bunu asla kabul edemiyordu. İnanmak istemiyordu.. Ama elden ne gelir, çaresi yoktu..
Az sonra O’nu da tarihin kokusuna kattı, Tarihin Bekçisi; Bursa Erkek Lisesi…

Büyük boy için resmin üzerine tıklayınız.
Derin bir nefes aldı genç,
Nefesini verirken çıkan buhar
Kapattı önünü bir bulut gibi.
Soğuk ciğerlerine kadar dolmuştu,
Parmak uçları sızlıyordu
Gökyüzünde parlayan güneş de kandırıyordu onu.
Tıpkı diğer insanlar gibi,
Tıpkı kendisi gibi.
Soğuğa daha fazla dayanamadı,
Unutulmuş bir çay ocağı buldu.
Çay bardağında ısınmak,
Kendini bulmak istiyordu.
Küfür eder gibi gıcırdayan kapıyı açtı
Gözleriyle
Kim oldukları unutturulmuş
Gece işçilerini selamladı.
Karanlık bir köşeye kendisini bıraktı.
Gözleriyle
Koyu bir çay söyledi, şeker istemedi.
Çay geldiğinde
Hayallerinde kalan hayallerini
Parçalıyordu elleri.
Acı bir yudum aldı çayından.
Ve bir yudum daha.
Çayından eksilttiği her yudumda
Tükenen umutlarıydı sanki.
Çay ısıtmamıştı içini,
Hala üşüyordu.
Soğukluk hala kalbindeydi.
Yine suçu başkasına attığını fark etti,
Güneşten özür diledi.
Bardağı dudaklarına götürdü
Fakat çay bitmişti.
Çay bile onu habersiz terk etmişti.
Hayalleri terk etmişti.
Cebindeki bozuklukları masaya bıraktı,
Hızla yerinden kalktı.
Sanki masaya hayallerini bıraktı.
Hayallerinden kaçtı.
Hayalleri ondan kaçtı.
Kapı tekrar gıcırdadı,
Yoldaşı yollar onu bekliyordu.
Mustafa Öztürk
31 Ocak 2008
Garaj Çay Ocağı

Hayat..
Daha önce olmamış mıdyı?
Bundan sonra da olmayacak mıydı?
Tekrarlarla dolu bu hayat,
Yalnızca yer başka, zaman başka,
Harfler başka..
Yaşanmaz ki bu hayat üzülerek
Ona, buna, şuna..
Kaldır kafanı, bak aynaya!
Var mı senden güzeli bu dünyada?
M.öztürk
29 Aralık 2007
Leman Kültür’de..
bir ateş böceği gördüm,
peşinden koştum.. koştum..
önüme kimler geldi..nelerle savaştım..
kimleri geride bıraktım..
ama
ateş böceği başkasının ellerindeydi..
o bana gelmiyor ben onu yakalayamıyordum..
dokunuyordum ona,
hissediyordum onu ama değildi benim..
hiç kimse anlayamadı
bana acı veren ateş böceği için
verdiğim savaşın nedenini..
garip ya ben de anlamadım..
öyle bir yere gelmişti ki
sevgi değildi artık bu..
aşk değildi..
ışık görmüştüm onda
karanlık dünyamı aydınlatacak..
ufacık yeşil bir ışık..
bir umut, bir hayal, bir hayat..
bir gelecek demiştim ufak, parlak, yeşil bir ışığa..
çok soğuk yollardan geçtim,
ateşinde ısınırım dedim..
kalbim tuz buz oldu,
kavuşabilmek için birleştirdim..
o ise karanlık bir UÇuruMa sürükledi beni.
ben herkesi geride bıraktım,
o hiç kimsesiz bıraktı beni.
ben sadece gerçeği öğrenip onu özgür bırakmak isterken
bırakma dedi beni.
sönmek üzereydi ateşi..
bir alev topu oldum yakabilmek için tekrar ateşini
ısıtması için soğuk yollardan sonra içimizi.
ben her saniye biraz daha sönerken
ateşini yanık tutabilmek için
o içinde enerji biriktiriyordu
çirkin bir böceğe tekrar gidebilmek için..
m.öztürk
Read More
Buralardayım