Sesini duydukça konuşmaktan bile utandığım Freddie Mercury, 65 yıl önce bugün doğmuş. 80′lerin en güzel yanlarını, en güzel çağlarında yaşamış bir anne-baba’nın çocuğu olarak, doğduğumdan beri dinlediğim sanatçılardan bir tanesi Freddie Mercury. Ancak O’nun, hayatıma yön veren hikayesi doğumundan çok, ölümüne yakın.
Koçluk yaptığım insanlara, ya da kendime sık sık anlattığım bir öykü bu: “The Show Must Go On”
Read More
İşte yine yetişti..
Üzgünüm bu blogu ergenliğimin başlangıcından beri tutmuyorum.. Eğer öyle olsaydı yazıların yarısından çoğu Teoman ile ilgili olabilirdi ve siz bugün neden bu yazıya “İşte yine yetişti..” diye girdiğimi biraz daha iyi anlayabilirdiniz..
Şimdi o yıllardan kalma beni anlayacak hiç kimse kalmadı.. Ben de o yıllardaki gibi kalamadım.. İstasyon İnsanlarıydık hepimiz.. Tesadüfen bir aradaydık, tesadüfen aynı rüyayı görüyorduk.. Sonra trenler geldi ve herkesi farklı yerlere götürdü.. Bir uyandım ki her şey bitmiş.. Hiç kimse kalmamış rüyadan..
Hani güzel bir rüyanın ardından gözlerini ilk açtığın anda hemen kaparsın ya.. Devam etmek istersin rüyaya.. Hatta bazen edersin de.. İşte aynı o şekilde biraz daha devam ettirmeye çalıştım rüyamı ama artık bitmişti.. Şu anda ise sabah gördüğüm rüyanın ayrıntılarını unutma evresindeyim.. Hatırlamak için o güzel anları kendimi yiyorum ama bir türlü gelmiyorlar aklıma sabahki gibi..
İşte o güzel anlarımın hepsinde Teoman da benimleydi..
Ya da ne zaman büyük bir “gitme” ile karşı karşıya kalırsam onunla anlatırdım kendimi.. Bir önceki albümü; Renkli Rüyalar Oteli, yaklaşık 3 yıl önce artçı şokları hala devam eden bir “gitme”nin üstüne gelmişti..
Yine büyük bir “gitme”nin içindeydim ki yeni albüm geldi.. İnsanlık Halleri.. Çok güzel.. Sanırım yine tam zamanında yetişti Teoman.. Ve sabah uyanıp albümü buluncaya kadar yaptığım heyecan hala çocukluğumdan değişmeyen bir şeylerin kaldığını gösterdi.. Yine bana eskileri özletti.. Ama güzeldi..
Sözleri yazar Elif Şafak’a ait olan çello ve piyano eşliğindeki Uçurtmalar şarkısıyla baş başa bırakıyorum sizleri.. .)
en sevdiği renk mor olan kadın
en sevdiği kelime “asi”
en sevdiği oyun incitmek beni
hıncı, çocukluktan kalma bir yara izi
zamanı yaralarla ölçen kadın
geçmişiyle kavgalı
tanrıya sığınan kız çocuğu geceleri
isyankar gündüzleri
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben
kırdığı kalpleri dizmiş ipe
gene de en büyük zararı kendine
ayak izlerini kuşlar yesin diye
ekmek kırıntıları bırakıp geride..
en sevdiği ses çocuk sesi
oysa anne olmayı istememiş yıllar vark i kendi
hiçbir zaman kök salmamış ki
sırf bir gün çekip gidebilmek için..
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben
gene de bulup bir birimizi
aldatma pahasına sevdiklerimizi
ağlayarak seviştiğim kadın
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben
kaç gece göğsünde uyuduğum kadın
hep tek başıma uyandığım..
Hayatıma yön veren şarkılara yine Teoman’dan yazmak istiyorum bugün.. Yalanlar üzerine yazılmış en gerçek sözleri barındıran bir şarkı.. Bazı yalanlar..
Yazıyı uzatmadan aşağıdaki linkten şarkıyı dinleyelim önce bir..
Sözlerini de yazalım tam olsun.
yorgun görünüyorsun, biraz uzan istersen
sever gibi yapma artik
daha henüz vakit varken
bir kaç yarali ruh
bir kaç bira sisesi
elimizde bunlar var
mutlu olmaya yetmez ki ask
yalanlarimiz güzel, inanmasi zevkli
birsey sevmeye degerse,
ölmeye de deger mi?
bir kaç uyku hapi
bir kaç kiskançlik krizi
elimizde bunlar var
mutlu olmaya yetmez ki
bazi yalanlar güzel
bazi gerçekler aciymis
bazi ölümler uzun
bütün hayatlar kisaymis
çalismis, kaybetmis, kosmus, yorulmustuk
birbirimize içmeden dokunamaz olmustuk
bir kaç kalp agrisi
bir kaç imdat çagrisi
elimizde bunlar var
mutlu olmaya yetmez ki ask…
Aslında Teoman haklıdır. Yorgunsunuzdur, biraz oturup dinlensen geçecektir belki ama mutluluk terazisinin yalanlar kefesi artık daha ağır basmaktadır. Yalanlara inanmak doğrulara inanmaktan çok daha kolay ve zevkli gelir.
Neyi sevdiğinizi sorgularsınız. Sevdiğiniz dün mü, bugün mü, yarın mı? Sever gibi yapsanız da bugünü sevmiyor olabilirsiniz. Dünden kalma bir kaç hatıra yarına umut olmaya çalışır sadece.
Aslında kızsanız da sizi tek teselli eden bir kaç kıskançlık krizidir.. Bir de ruhunuzu uyuşturan maddeler.
Ama yetmez.. Bazı yalanlar ne kadar güzel olursa olsun mutlu olmaya yetmez..
Teoman’a da bu güzel şarkı için teşekkürler.. .)
Read More
Lisedeki son senemde kitaptı defterdi eve hiçbir şey getirmezdim. Hepsini sıranın altında bırakır, çantasız, elimi kolumu sallaya sallaya arkadaşların deyişiyle Turist Ömer gibi okula gider gelirdim..
Okul ve dershane için yalnızca 1 defterim vardı. Onu da derste not almak için değil, derste canım sıkıldığında bir şeyler karalamak için kullanırdım. Böyle olunca da her sayfasında bir anı, geçmişten bir iz oluyor.
Okulun son günü yine aynı alışkanlık ile defteri okulda bırakmıştım ve bir daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Ama Kaptan Kaptanım sonradan sınıfa girmiş ve defterimi almış.
Bugün okula gittim ve Kaptan ile görüşüp defteri aldım. Rasgele bir sayfa açtım.. Karşıma ilk çıkan şey kocaman bir;
Ey Özgürlük!..
oldu. Altına da Orhan Veli’nin Paul Eluard’tın Liberte şiirinden çevirdiği, Zülfü Livaneli’nin besteleyip söylediği beni her dinlediğimde mutlu eden bu şarkının sözlerini yazmışım.. Hey gidi.. Öss’nin ne kadar sıktığı ölçülebilir bir şey değilmiş anlaşılan..
Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.
Sözler de buradan;
Okulda defterime, sirama agaçlara, yazarim adini
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldizli imgelere, toplara tüfeklere, krallarin tacina
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarim adini
Tarlalara ve ufka, kuslarin kanadina,
Gölgede degirmene yazarim.
Uyanmis patikaya, serilip giden yola,
Hinca hinç meydanlara adini ey Özgürlük.Kapimin esigine, kabima kacagima, içindeki aleve,
Canlarin oyununa, uyanik dudaklara yazarim adini.
Yikilmis evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarina,
Arzu duymaz yokluga, çirçiplak yalnizliga, yazarim adini.
Geri gelen sagliga, geçen her tehlikeye,
Yazarim ben adini, yazarim.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykirmaya.
Ey özgürlük!
Dikkatimi en çok çeken şeylerden bir tanesi de yine büyük boyutlardaki harflerle yazmış olduğum:
Ölürsem Sebebi Sensin!..
oldu..
Ölmedik çok şükür..
Her sayfaya İstanbul 2008 yazmışım.. 2008 de geçtii, İstanbul’a da gittik..
Ama o günler daha güzeldi..
Vay be.. Ne deftermiş.. Bir yazıda Edebiyat Seçmeleri, Fotoğraflarım, Günlük, Hayatıma Yön Veren Şarkılar olmak üzere 4 kategoriye birden girdi.. ![]()
İşte bu kadar güzel bir şey..
Bilmiyorum bu kaçıncı.. 20′ye mi girdim 19′u mu doldurdum?
Oysa geçen sene ne kadar güzeldi her şey. Geçen seneki doğum günümde yazdığım yazıya bakıyorum da ne kadar keyifli geçmişim 18′e.. Hediyelerimden falan bahsetmişim.. Ne kadar kalabalıkmış o zaman çevrem..
Şimdi sanmayınki mutsuzum, kötüyüm, yalnızım.. Yine her şey yolunda.. Hatta o zamankinen daha da yolunda.. Ama farklıydı işte o günler.. Sahteyi tatmamıştı daha ellerimiz.
İşte insan arıyor.. Arıyor eski günleri.. Böyle özel günlerde daha çok arıyor hem de.. Bakıyorum kim kaldı eskilerden.. Doğum günüm için toplandık geçen gün arkadaşlarla. İnanın samimi olduğum insanlar hangileriydi unutmuşum, başkalarına sorarak hatırladım bir çoğunu.. Ama çağırmadım.. İsimleri bile kalmamış yadigar.. Gelenler zaten her şeye değer.. .) İki tane de boxer hediye etmişler bana, sağ olsunlar
İkisi de Tazmanya Canavarlı.. Kendi ellerim ile yıkayacağım onları İstanbul’da
Başka şansım da yok zaten
Geçen seneki hediyelerden ise ne kaldı diye baktım.. Daha doğrusu kimler kaldı.. Dolma kalemi başkasına verdim.. Yapboz’a yap ama bozma demişim.. Bozuldu..
Ama hala geçen seneki hediyem ile uyuyorum geceleri.. Ve balıklar ölmedi, kalbimizde yaşıyor
İşte yalnız…
Öyle halsizim ki hiç sorma..
Sormazsınız da zaten.. Yine Teoman daha iyi anlatıyor beni.. 17′ye geri dönmek istediğimden belki.. Şarkıyla baş başa bırakıyorum sizi..
Teoman – Kişisel Bir Şey
kişisel bir şey değil bu
yaşamak zor buralarda
kimdendi bu yara diye
kalbine sorduğunda
gerçeği istiyorsan
diyeceklerimi unuttum
garip geliyor dostlar
iz bırakmadan kaybolunca
bilirim geri gelmezler, ama
en güzel günleriydi onlar hayatımın
bazen bir fısıltı çıkar
bağırmaya çalışınca
tek bir umut bile yok mu
insan geçmişle yaşayınca
son kez inan yalan olsa da
bazen bir rüya yeter
kendimi kandırabilirim
ikimizde görürsek eğer
Geçmişi çok özlediğim bir gerçek. Ama biliyorum o günler geri gelmeyecek.. 21. yy’da romantik ol diye kim dedi sana..
Ve beni çok şaşırtan, okurlarımdan bir kaçının doğum günümü hatırlaması olmuş. Bunu gerçekten beklemiyordum, çok mutlu oldum
Üstelik bir tanesi oldukça güzel bir yazı yazmış, buraya bile ekleyebilirim..
Sanırım keyifli bir yazı imajı verdik
İyi ki doğdum.. İyi ki 20 oldum..
Ve iyi ki romantiğim..

Dün Cem Karaca’nın ölüm yıldönümüydü.. Düşündüm nasıl anlatırım, ne anlatırım diye.. Biyografi olsun istemedim.. Çünkü Cem Karaca’nın hayatımdaki yeri bir biyografiden, bir sanatçıdan çok daha fazla. Sonra şarkılarını dinlerken beni ne kadar çok etkilediğini gördüm ve yazılarıma yeni bir kategori ekledim:
- Hayatıma Yön Veren Şarkılar -
Bu kategoride beni çok etkileyen şarkıları yazacağım, anlatacağım. Cem Karaca’nın ölüm yıldönümü olduğundan bu yazıları yazmaya başladım ama eğer farklı bir şekilde başlasaydım yine Cem Karaca’nın bu şarkısıyla başlardım yazmaya. Neyse sözü uzatmadan başlıyorum, daha söyleyecek çok söz var.
Cem Karaca – Oğluma
Şarkı şu anda Moğollar’ın solisti olan Cem Karaca’nın sürgünde olduğu için uzun yıllardır göremediği oğlu Emrah Karaca için sürgün yıllarında yazılmış bir öğüt..
Şarkıyı dinlemek için;
Sözleri ise şöyle;
Gam, keder, elem, tasa, gurbet, hasret, dertler geçer gider elbet
Bir merhaba, aci kahve, hatir sorma ve dostluklar yasar elbet
Sımsıkı sev, sen sevmeyi
Bazen, almadan da vermeyi
İstanbul şehri malın olsa
Ölümden öteye köy yok yaGün olur, devran döner, akar seller, kalir kumlar kavuşuruz
Eser yeller, yağar karlar, gelir bahar, açar güller koklaşırız
Sultan Süleyman’a kalmamış
Ha babam dönen şu dünya
Babanin tapulu malı olsa
Kefenin cebinde yer yok yaPapazin eşşeğini kovala dur
Ali’nin külâhını, Veli’ye uydur
Aldat dur! Aldan dur!
Oğlum hayat bu mudur?İşte ağaç, işte deniz, işte toprak, işte hayat budur oğlum
İşte eller, işte gayret, işte ekmek, işte hayat budur oğlum
Başini dik tut, hiç eğme sen
Aklına ve yüreğine güven
Çağını bil çağına yakış
Güzelliklerle yarış
Aslında sözler çok açık, üstüne ne anlatacağım onu bile bilmiyorum şu anda. Şarkı hayatıma Öss’ye hazırlandığım günlerde girdi. Hani çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar.. Sıkıntılar çok geliyordu Öss’yi düşününce.
Gam, keder, elem, tasa, gurbet, hasret, dertler geçer gider elbet..
Bu sözler bu sırayla daha umut dolu nasıl söylenemez sanırım..
Sonra hayatımda zaten var olan ama iyice şekillenmeye başlayan “insan sevgisi” sivriliyor o günlerde..
Bir merhaba, aci kahve, hatir sorma ve dostluklar yasar elbet
Sımsıkı sev, sen sevmeyi
Bazen, almadan da vermeyi
diyor Cem Baba, ilaç niyetine.. Sonra İstanbul geliyor, yanıyor – bitiyorum o aralar İstanbul için. Ama Öss bu, belli mi olur ne olacağı.. İçimdeki kaygı eksik olmuyor. Yine Cem Baba yetişiyor.
İstanbul şehri malın olsa
Ölümden öteye köy yok ya.
Sanırım kazanamasaydım bu şarkı tek başına merhem olacaktı yarama. Neyse ki kazandım, ama yine de bu şarkıdaki öğütleri çıkarmadım aklımdan.
Papazin eşşeğini kovala dur
Ali’nin külâhını, Veli’ye uydur
Aldat dur! Aldan dur!
Oğlum hayat bu mudur?
Var mı insanların şu anki sahte hayatlarını daha iyi anlatan sözler? Aldat dur, Aldan dur.. Oğlum hayat bu mudur?
Peki hayat nedir Usta?
İşte ağaç, işte deniz, işte toprak, işte hayat budur oğlum
İşte eller, işte gayret, işte ekmek, işte hayat budur oğlum
Hayat budur işte.
Ve yine zihnime kazınmış sözlerle bitiyor şarkısını Cem Baba;
Başini dik tut, hiç eğme sen
Aklına ve yüreğine güven
Çağını bil çağına yakış
Güzelliklerle yarış
Ve bu şarkıyı dinlediğim günden bu yana; Cem Karaca artık benim için Cem Baba.. Teşekkürler Cem Baba..
Read More
Buralardayım