Random header image... Refresh for more!

Kategori — Edebiyat Seçmeleri

Sait Benim En İyi Arkadaşımdı..

Sait benim en iyi arkadaşımdı…

Fırlama’nın önde gideniydi. İstanbul Lisesi’nde bir avuç raptiyeyi öğretmeninin altına  koyunca göndermişler bunu okuldan. Sait de soluğu Bursa Erkek Lisesi’nde almış. Öyle oldu tanışmamız.
Kafalar çok uyuşuyordu bizim Sait’le, çok çabuk ısındık bir birimize. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi yıllarca.

İpekli Mendil hikayesini okumuşsunuzdur Sait’in. Orda gözleyen bendim Sait’i.. Ben bekçiyi görmeden bekçi Sait’i görünce hikayede bana yer kalmadı. Ama Zemberek’teki çocuk benim.

Sonra canımızdan çok sevdiğimiz lisemizden ayrılma vakti gelmişti. Bu hiç kolay değildi, hala hissederim o büyük binanın soğuk taş duvarlarında ısınmanın eksikliğini.

Yıllar sonra Sait şöyle anlattı o günleri:

“Dağın eteğine beyaz minareleriyle sarılmış bu şehrin lisesi, zaman geçtikçe daha canlı, daha berrak hatıralarla bize döner, bizi tekrardan içine alırdı. Biz herhangi bir sınıftık. Herhangi bir son sınıf olduk… Ön avlusu, aynı zamanda burunları kolları kırık heykellerle süslü bir müze bahçesi, ancak son sınıf talebeleriyle muallimlerin gezindiği bir yer olan liseyi, bir gün ardımıza dönüp bakmadan başkalarına bıraktık… Bir daha buraya ömrümüzün sonuna kadar talebe olarak giremeyeceğimizi bile bile.
.”

Bu korkunç bir şeydi..  Hala okudukça kanım çekilir.

Sait’le biz rakıyı, balığı, denizi, İstanbul’u çok severdik.  E rakı, balık, deniz, İstanbul’un olduğu yerde başka kim olur, tabii ki Orhan (Veli). Lise bittikten sonra İstanbul’a taşınmıştık. Orhan ile de Sait tanıştırdı. Orhan da tam bizim kafadandı.
Sarıyer tarafında balık tutmaya giderdik üçümüz. Orhan; Sait’e çok takılırdı üçümüz beraberken. Onlar kapışırken oltaya takılan balıkların kurtulduğu bile olurdu. Akşam oldu mu, tuttuğumuz balıkları bir köprü altında pişirir; rakıyla beraber götürürdük.

Sait iyi adamdı..
Bir keresinde ödül alacağı bir ödül törenine balıkçı kıyafetleriyle gelmişti. Kapıdaki görevli onu tanımayıp içeri almayınca sevinçten boynuna sarılmıştı görevlinin.  Halktan biri olduğunu hissetmişti Sait. Bu onun için en büyük ödüldü.

Sait iyi de şiir yazardı. En sevdiğim şiiridir: “Şimdi Sevişme Vakti”

sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
nasıl etsem nasıl yapsam da
meydanlarda bağırsam
sokak başlarında sazımı çalsam
anlatsam şu kiraz mevsiminin
para kazanmak mevsimi değil
sevişme vakti olduğunu..
.”

Ama Sait, para kazanma değil, sevişme vakti olduğunu söylediği kiraz mevsiminde terk etti bu dünyayı. Mayıs ayı hani kiraz mevsimiydi, sevişme mevsimiydi be Sait?

Ölüm hiç yakıştı mı Kiraz Mevsimi’ne?

Sait iyi adamdı..

Sait benim en iyi arkadaşımdı.

Mayıs 11, 2010   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”

“Evvela masa üzerindeki küçük süslerini, kullandığı losyonları, tuvalet eşyasını seyrettim. Aldım, baktım. Küçük saatini elimde evirdim, çevirdim. Sonra elbise dolabına baktım. Bütün o kat kat elbiseler, süsler… Her kadını tamamlayan şeyler bana korkunç bir yalnızlık, acıma ve onun olma his ve arzusunu verdiler.”  Ahmet Hamdi Tanpınar

Bu cümle ile başlıyor Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi. “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
“Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?”

Bilmiyorum.. Her şey bambaşka gelişirdi şüphesiz. Belki o zaman bu kitap kutsal kitaplarımdan biri olmazdı. Hayatımı en çok etkileyen kitaplardan biri olmazdı..
Güneşli bir pazar gününe denk gelmiş baharın bu ilk gününde; yanımda mutluluğumu, coşkumu, sevincimi paylaşacak birileri olurdu mutlaka. Bilmem kaçıncı kez bu kitaptan rastgele sayfalar açıp okumazdım bütün gün. Buraya Masumiyet Müzesi’ni değil, baharı, bahar bayrmanı anlatan bir yazı yazardım..

Ama bu kitabı Kemal’de kendimi bulduğum için mi yoksa bulmak istemediğim için mi bu kadar çok okuyorum bilmiyorum.. Fusun’unuzu bulmuş olabilirsiniz.. Kaybetmiş de olabilirsiniz.. Ama bir anınıza “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” derseniz, bunun farkına vardıktan sonra hayatı ıskalama olasılığınız yüksek.

Şayet kitabı okumadan önce hayatımın her döneminden oluşan ufak çaplı bir Masumiyet Müzem vardı.. Bulgaristan, İlkokul, lise dönemlerimi yansıtan nesneleri İstanbul’a taşınırken bile yanımda getirmiştim. İstanbul’da da bir süre devam ettim buna.. “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum” diyebileceğim an’ımın hatırasını da ekledim hatta.. Ama Füsun’u kaybetmek kolay bir olay değil. Daha doğrusu Füsun’u bulmak kolay değil.

Bu yüzdendir ki hiçbir an’ınız için “Hayatımın en mutlu an’ıymış.” demeyin. En güzel an’ınız henüz yaşamadığınız. :) Saplantılara gerek yok..

Kitaptaki ilk cümleyle başladık, son cümleyle de bitirelim:
“Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.”

Mart 21, 2010   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Nietzsche’yi Ağlattığımda

Geçen haftalarda Nietzsce Ağladığında’yı okudum.. Kitapta anlatılan Breuer’den beter bir bıkmışlığa sahip olduğumdan 2 hafta önce notlarını çıkardığım yazıyı bugün anca yazabiliyorum..

Bütün kitap çok güzel de  gözüme çarpan bir kaç cümleyi yazıyorum..

  • Kutsal olan gerçekler değil, insanın kendi gerçeği için çıktığı arayıştır!
  • Kendi kendini sorgulamaktan daha kutsal bir şey olabilir mi?
  • Neysen o ol.
  • “Tanrı’ya güven duymak.” Bu, insana göre bir seçim değildir. Bu insanca bir çözüm değil, kendi dışındaki bir yanılsamaya tutunmaktır. Böyle bir seçim, başka birini, doğaüstü birini seçmek, insanı daima güçsüz kılar. Daima onu olduğundan daha fazla küçültür. Ben bizi olduğumuzdan daha büyük yapan şeyleri severim!
  • -Korkuları da yıldızlar gibi- hep ordalardır, ama gün ışığı onlar gizler.
  • Siz bu yaşamda daha ötelere bakabildiniz. Yanlış hedeflere ulaşmanın boşuna olduğunu, yeni yanlış hedefler belirlemenin de boşuna olduğunu gördünüz. Sıfırı sıfırla bin kez çarparsanız yine sıfır elde edersiniz!
  • Yaşam planınız sizin elinizde değilse, varlığınızı rastlantıya bırakmışsınız demektir.
  • Mükemmeli yakalamak isteyen müritlerin ana ve babalarından kopmaları gerekir.
  • Neden yalnızca küçük mutlulukların peşinden koşuyor? Ve buna da erdem diyor. Bunun asıl adı, korkaklıktır!
  • Arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığızdır.
  • Çocukluğumdan beri yaşamın, birbiriyle aynı iki boşluk arasındaki bir kıvılcım olduğuna inandım: Doğumdan önceki ve ölümden sonraki karanlıklar arasındaki bir kıvılcım.
    “Yaşam, iki boşluk arasındaki bir kıvılcım.” Güzel imge Josef, ama kafamızın hep ikinci boşluğa takılması ve birinci boşluk üzerine hiç düşünmememiz ne tuhaf, değil mi?
  • Nietzsche’nin dostluk tanımını düşündü: İki insanın daha yüce bir hakikatin peşinde koşması.
  • İyi bir kılavuz sel sularının önündeki set olmalıdır, koltuk değneği değil. Kılavuz, öğrencisine bütün izleri göstermelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.

İşte Nietzsche’yi Ağlattığımda aklıma en iyi kazınanlar bunlar oldu.. Siz de ağlatın efendim bu büyük filozofu.. O ağlar açılır, siz de çok şey kazanırsınız.. :)

Temmuz 18, 2009   7 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Gitme Vakti.Com | Yeni Edebiyat Blogu..

GitmeVakti.Com artık yayında. Uzun zaman önce böyle bir site açma kararı vermiştim, kısmet bugüneymiş. Lafı çok uzatmayacağım, GitmeVakti.com’da ben yazacağım. Parantez İçi Hayatlar’dan Cihan Tekin yazacak, Yalnızlık Okulu’ndan Erdem Özsoysal yazacak.. Ve tabii ki en önemlisi bizim dışımızda isteyen herkes yazabilecek. İsteyen herkes şiirlerini, denemelerini, öykülerini, çektiği fotoğrafları gönderebilir. Hatta göndermeliler ki daha da güzel bir site olsun. :)

Gitme Vakti’ni tanıtmal için yazdığım yazıyı da sonuna ekleyeyim de sitenin çekiciliği olsun. :)

Gitme Vakti..

Gitmek.. Benim için kelimelerin, eylemlerin; en hüzünlüsü, en zoru.. Bu yüzden bu edebiyat sitesinin adını “Gitme Vakti” koyduk.. Hatta sitenin adına beraber karar verdiğimiz dostum da gitti.. Ya da ben gittim, bilmiyorum.. Ne fark eder ki, gitmelerin her türlüsü zor geliyor insana..

Çok çeşitlidir “gitme”ler.. Bazen en sevdiğiniz, adeta parçanız olan insan gider sizden uzaklara.. “Gitme” bile diyemezsiniz.. Bilirsiniz ki “gidecektir gitmekte olan..” Kelimeler artık hiçbir şeyi değiştiremez.

Bazen de giden siz olursunuz. En sevdiğinizi bırakırsınız geride. Belki tek ihtiyacınız olan sevdiğinizden “Gitme” kelimesini duymaktır. Çünkü bitmeye yüz tutmuş bir aşk; içi boşalmış bir “seni seviyorum”dan çok daha fazla ihtiyaç duyar “gitme” kelimesine.. Ama duyamazsınız sevdiğinizden “gitme”yi.. Gidersiniz.. Giderken sevdiğinizi de götürürsünüz aslında.. En çok burada zorlanırsınız ama o bunun farkına varamaz..

Bazen de kendinizi bırakıp gitmek istersiniz. Ama kalbiniz git derken ayaklarınız kalmanızda ısrar eder. Çoğu zaman da ayak kazanır. Hiçbir yere gidemezsiniz.

Dediğim gibi.. Bu kelimenin her türlüsü hüzünlü.. Gitmek, gidememek, gitme diyememek..

İşte bu yüzden şimdi “Gitme Vakti

Sitemiz tüm edebiyat severlere hayırlı olsun.. Hepinizin yazılarını bekliyoruz.

Mart 24, 2009   12 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Türkiye’de Çıkan Gelmiş Geçmiş En Güzel Gazete: Yaprak Gazetesi

Orhan Veli’nin çıkardığı Yaprak Gazetesi’ni duyanlarınız vardır. 01 Ocak 1949 yılında çıkartılıyor ilk sayısı. Yani tam 60 yıllık gazete.  Geçende gittigidiyor.com’da karşıma çıktı. Hayır sever bir vatandaş olduğunu tahmin ettiğim biri bu gazetelerden 13′tanesini inanılamayacak bir fiyata satıyordu. Ne zamandır pahalı olduğu için alamadığım bu gazeteleri bulmuşum, kaçırır mıyım hiç. Sıkı bir açık arttırma stratejisi ile aldım gazeteleri.

Aldım ama ne ile karşılacağımı da tam olarak bilmiyorum. Bir-iki gün sonra geldi gazeteler. Yıllanmış kitap tutkusu bende inanılmaz. 45 yaşında bir 35 yaş kitabım var mesela :) ya da 35 yaş’tan da yaşlı ya da o civarda bir çok kitap. Ama bu gazeteler hem en eskisi, hem de en güzeli. Her zaman olduğu gibi açar açmaz pakedi ilk işim derin derin koklamak oldu o yıllanmış kağıt kokusunu. Sonra göz gezdirmeye başladım dergilerin üzerinde.

Dergi açıklaması şöyle;

Her ayın biriyle onbeişnde çıkar.
F i k i r,       S a n a t      G a z e t e s i

Sahibi ve yazı işlerini fiilen idare
eden :     Orhan       Veli      KANIK

Yıl: 1                                         Sayı:2
15    Ocak    1949

15 Kuruş

Abone:   6    aylığı     150    Kuruş

Adres: Posta Kutusu 179, Ankara
Arbas   Basımevi       -     A n k a r a

Fikir, Sanat gazetesi.. Bu size ne çağrıştırır bilmiyorum.. Ama bu dergiyi okumadıysanız emin olun ki daha önce Fikir, Sanat gazetesi, dergisi okumadınız.

Dergide yer alan isimleri kısaca yazıyorum. Siz düşünün yer yüzünden bu kadar büyük insanlar yan yana bir daha gelebilir mi?

Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat, Sait Faik, Orhan Kemal, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Necati Cumalı, Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu ve daha bir çok isim.

Şu anda hangi gazetede, hangi dergide böyle isimler bir arada yazıyor? Ya da şu anda toplasanız bu kadar büyük isim sayabilir misiniz? Bunların hepsi aynı gazetede yazıyor, düşünebiliyor musunuz?

Daha güzel bir gazete ne olmuştur ne de olacaktır.

Bende bundan böyle sizlere her ayın biriyle onbeşinde elimdeki bu dergilerden derleme bir yaz sunacağım. Bu derginin unutulmasına izin vermek benim için insanlık suçu gibi bir şey olur sanırım.

Mart 5, 2009   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Lise Defterim..

Bursa Erkek Lisesi | HDR çalışmam. Okula Bak bee..

Lisedeki son senemde kitaptı defterdi eve hiçbir şey getirmezdim. Hepsini sıranın altında bırakır, çantasız, elimi kolumu sallaya sallaya arkadaşların deyişiyle Turist Ömer gibi okula gider gelirdim..

Okul ve dershane için yalnızca 1 defterim vardı. Onu da derste not almak için değil, derste canım sıkıldığında bir şeyler karalamak için kullanırdım. Böyle olunca da her sayfasında bir anı, geçmişten bir iz oluyor.

Okulun son günü yine aynı alışkanlık ile defteri okulda bırakmıştım ve bir daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Ama Kaptan Kaptanım sonradan sınıfa girmiş ve defterimi almış.

Bugün okula gittim ve Kaptan ile görüşüp defteri aldım.  Rasgele bir sayfa açtım.. Karşıma ilk çıkan şey kocaman bir;

Ey Özgürlük!..

oldu. Altına da Orhan Veli’nin Paul Eluard’tın Liberte şiirinden çevirdiği, Zülfü Livaneli’nin besteleyip söylediği beni her dinlediğimde mutlu eden bu şarkının sözlerini yazmışım.. Hey gidi.. Öss’nin ne kadar sıktığı ölçülebilir bir şey değilmiş anlaşılan..

Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Sözler de buradan;

Okulda defterime, sirama agaçlara, yazarim adini
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldizli imgelere, toplara tüfeklere, krallarin tacina
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarim adini
Tarlalara ve ufka, kuslarin kanadina,
Gölgede degirmene yazarim.
Uyanmis patikaya, serilip giden yola,
Hinca hinç meydanlara adini ey Özgürlük.

Kapimin esigine, kabima kacagima, içindeki aleve,
Canlarin oyununa, uyanik dudaklara yazarim adini.
Yikilmis evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarina,
Arzu duymaz yokluga, çirçiplak yalnizliga, yazarim adini.
Geri gelen sagliga, geçen her tehlikeye,
Yazarim ben adini, yazarim.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykirmaya.
Ey özgürlük!

Dikkatimi en çok çeken şeylerden bir tanesi de yine büyük boyutlardaki harflerle yazmış olduğum:

Ölürsem Sebebi Sensin!..

oldu..

Ölmedik çok şükür.. :) Her sayfaya İstanbul 2008 yazmışım.. 2008 de geçtii, İstanbul’a da gittik..
Ama o günler daha güzeldi..

Vay be.. Ne deftermiş.. Bir yazıda Edebiyat Seçmeleri, Fotoğraflarım, Günlük, Hayatıma Yön Veren Şarkılar olmak üzere 4 kategoriye birden girdi.. :)
İşte bu kadar güzel bir şey..

Şubat 24, 2009   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Bahtiyar Vahapzade Vefat Etti

Bahtiyar Vahapzade.. Ayaküstü ufak bir araştırma yaptım.. Çok kesin bir sonuç verdiğini söyleyemem. Ama ne yazık ki vermediğini de söyleyemem. 20 kişiye sordum “Bahtiyar Vahapzade kimdir?” diye. Bugün birçok haber sitesinde ve muhtemelen TV haberlerinde de gösterilmesine rağmen 20 kişiden sadece 5 kişi biliyordu kim olduğunu. Mazeretler ise bilindik şeyler; kimisi liseden mezun olalı çok olmuştu, kimisi fen öğrencisiydi vs..
İyi de kimdi Bahtiyar Vahapzade?

Yaşayan en büyük Türk şairi.. idi.. Artık değil.. O da gitti..

Ölümüne itirazımız yok tabii de Bahtiyar Vahapzade’yi bile öğretemeyen bir eğitim sistemi nasıl gençlere Türkçe’nin, özgürlüğün, vatan sevgisinin önemini öğretecek?

Sanırım ne söylesek o kadar da önemli değil.. Allah rahmet eylesin..

Savadsızdır
Adını da yaza bilmir
Menim anam…
Ancak mene
Say öğredip
Ay öğredip
il öğredip
En vacibi dil öğredip
Menim anam.
Bu dil ile tanımışam
Hem sevinci
Hem de gamı
Bu dil yaratmışam
Her şiirimi
Her nağmemi,
Yoh men heçem
Men yalanam
Kitap kitap sözlerimin
Müellifi menim anam!

Şubat 14, 2009   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

“Eşşek”

Hemen hemen ortak hayallerimin olduğu, sürrealist arkadaşım Seryat‘tan benim için yazdığı  şiir.. :)


Eşşeğin osuruklu kulakları,
Geğirdiği zaman ayakları,
Belki anırır bağırsakları.
Ama sen kal hep.
Kusmadan.
Kusmadan kal ki,
Uzun uzun muhabbet edelim.
Bilirsin, severim İstanbul’u,
Senin gibi.
Ama en çok anırtacak olan da o,
Gebertecek belki de,
Belki de ağzımıza sıçacak.
Ama başka şehir kaldıramaz bu ağırlığı.
Bursa’ya fazla gelir bu nefretimiz.
Dağılır gider güzel şehir.
Sakarya’ya sığmaz huzurumuz,
Sapanca kaynar.
Ankara desen,
Götümüzle beraber hayallerimiz de donar kışın.
E Hadi Adana’ya gidelim;
Gidelim de devrelerimizi, sabit disklerimizi mi yakalım,
Kaderimizin yüklü olduğu ?
İstanbul’dan başkası yalan bize dost.
Sen, ben, o, bu, şu ne ise,
İstanbul da o.
Geceleri yanına oturur ulan,
Sabahları kahvaltını hazırlar, akşam tanıştığın manita gibi.
Bazen moralini bozar,
Tartışırsınız, hırçın ama vazgeçilmez sevgilinmiş gibi.
Yeşil gözlüdür benim için,
Senin içinse rengi yoktur belki, saydamdır.
Uzun saçlıdır benim için.
Rapunzel yanında halt yemiştir.
Uyuyan Rapunzel derim ben bazen;
Ama ne uyuyan güzel kadar sakindir,
Ne de Rapunzel kadar sabit.
İstanbul itlerin ürüdüğü, kervanların yürüdüğü yerdir.
Ertesi gün metro için kazmaya gelirler semtini.
Marmaray derler,
Kazdıkları yerden bin yıllık gemi çıkar.
Bu Ne Lan ?
Beynim gibi.
De bana bakayım;
Hangi şehir kaldırır beynimdeki 18 yıllık gemiyi,
Hangi kent bu kadar anlayabilir beni ?
Hiç bir yerin rüzgarı alamaz hararetimi,
Boğazın aldığı kadar.
Ağzımıza sıçsa da,
Kalemimizi kırsa da,
Paramızı çalsa da,
“Kavgamızın Şehri” olduğu sürece,
“İçimizde Ölen Biri Var” olsa da,
Orada Olacağız.
Yeşil gözler Ankara’da olsa da,
“Ben Burdayım İşte Lan” diyeceğiz.
Saydam gözler gökte olsa da,
“Ben Burdayım İşte Lan,
Beyoğlu’nun Işıklarının Altındayım”
Eşşekten girmiştik konuya;
“Dünyanın En Güzel Gözü Eşşeklerdedir,
Sana Ettiğim Onca İltifat Hep Bu Nedenledir.


Ağustos 18, 2008   1 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Bekle Bizi İstanbul..

“salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünür düşünürüm
istanbul

binbir direkli haliç’inde akşamlar
adalarında bahar süleynaiye’nde güneş
ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
istanbul

boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye’nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul

tophane’nin karanlık sokaklarında
koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi
istanbul

haramilerin saltanatını yıkacağız
bekle o günler gelsin gelsin istanbul
sen bize layıksın biz de sana istanbul
istanbul

boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye’nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul

Temmuz 11, 2008   8 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

35 eksi 1

 

ben seni sevdiğimde
istanbul’a gün doğmamıştı
balıkçılar ağ atmamış
şairler henüz yatmamıştı

neler yaşadık önce
ben seni ne çok sevdim
bir istanbul ekspresinden
halliceydi kalbim

 

ve bir yemini körelttim şimdi
yerine bir umudu biledim
ve bir istanbul ekspresinden
halliceydi kalbim

 

üstelik bilmiyordum beşiktaş’tan
beyoğlu’na kaç saatte inilir
aşk nerdedir bu şehirde
hangi sokakta gezinir

 

dedim ya ben seni sevdiğimde
istanbul’a gün doğmamıştı
gün doğmadan neler doğar
bunu gönlüm de ummamıştı

 

uçakları hiç sevmem
trenden de vazgeçtim
izmir’den istanbul’a
tam bir saatte geçtim..

yiğit güralp

 

Sanırım kavak yellerinde geçmiş.. Ekşi’de gördüm çok hoşuma gitti.. :)

Eylül 13, 2007   3 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?