Random header image... Refresh for more!

Barış’ın ve Aşk’ın Şair’i; Nazım Hikmet


Yaşamayı senden öğrendim Usta.

“diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayım, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimalim de var. duymamam mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini  ben yine de güleceğim anlatılan bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağım pencereden,  yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğim en son ajans haberlerini.”

İnsan’ı insan olduğu için sevmeyi senden öğrendim Usta.

“Yüzünü bile görmediğim insanlar için, hem de hiç kimse beni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğim halde” ölebilecek kadar çok sevdim insanları.

Barış’ı senden öğrendim Usta.

Uykularım kaçtı “çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın” diye.

Aşk’ı senden öğrendim Usta;

Aşk’a aşık oldum tıpkı senin gibi. “Tahir olmayı da ayıp bulmadım hiçbir zaman, Zühre olmayı da. Hattâ sevda yüzünden ölmeyi de” ayıp bulmadım.

Ve “elmanın da beni sevmesini” hiç beklemedim.

Ama Usta;

“Hava kurşun gibi ağır. Bağır bağır bağırıyorum.”  Tıpkı senin gibi..

Demiştinr ya hani Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçen dedemlere, Tükiye sizi doyuracak halde değil şu anda, zamanı geldiğinde beraber gideceğiz Memleket’e diye.. Bulgaristan yönetimine söylemiştin yapılması gerekenleri de lale devrini yaşamıştı koskoca Bulgaristan devleti senin bir kaç sözünle hani.. Ama sen gidince Bulgaristan çıktı sözünden, dedemler de geldi Türkiye’ye.. Bulgaristan’dan gelenleri hala doyuramıyor bu devlet Usta, bunu en iyi ben biliyorum..

Kızma ama, keşke burda olsan diyemiyorum be Usta.. Bıraktığından da kötü halde Memleket.

50 yaşına 1 yıl kala kalp hastasıyken seni öldürmek için askere çağıranlar, “951′de, bir denizde, genç bir arkadaşınla ölümün üzerine yürütüp” seni vatan hain’i ilan ederek vatandaşlıktan çıkartanlar son seçimlerden önce verdiler sana vatandaşlığını. Bir zamanlar “kelleni bir yılan başı gibi koparmak” isteyenler seçim mitinglerinde şiirlerini okuyorlar. İade-i İtibar dediler utanmadan bunun adına. Onlar kim oluyorda dünyanın paylaşamadığı sen’in itibarını geri veriyorlar?

Hangisi sevmiş Memleket’i senin kadar? Memleket’ine dönemediğin zamanlarda Varna’daki Kızıl Kumsal’ın, en uç noktasına; İstanbul’a en yakın noktasına gelip, gözlerini karşıdaki İstanbul’a dikip, “ellerini yakma pahasına vapurları usulca okşayarak” yazdığın şiirleri nasıl anlasın onlar?

Doğru’yu söylemeyi senden öğrendim Usta;

Seni Rusya sevdalısı sanıyorlar. Bilmezler mi ki orda da yasaklandı şiirlerin, orda da oynatılmadı tiyatroların, balelerin. Rusya’ya gittiğinde yaptığın ilk konuşmada Stalin’i ölesiye eleştirmedin mi? Stalin’i güneş’e benzeten şiirleri komik bulduğunu söylemedin mi?

Sen Kızıl Kumsal’dan şiirler yazarken onlar ne yapıyordu biliyor musun? İçinde “kızıl” kelimesi geçiyor diye “Kızılcıklar Oldu mu?” türküsünü yasaklıyordu.

En büyük yaramdır; özgürlüğü senden öğrenemedim ama, özgürlük aşkını senden öğrendim be Usta.

Hiç özgür olamadık Usta. Hala yasakları öğretiyorlar bize. Her gün yeni bir yasak öğreniyoruz. Hala marşlar okutuluyor çocuklara şiirlerden önce.

Hani dedin ya “En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı” diye. Yirmibirinci asırda bir gün bile sürmüyor ölümün acısı. Öldüğü gün en ön raflara diziyorlar kitaplarını şairlerin bir kaç kuruş fazla kazanma ümidiyle.

Yirminci asır’da senin söylediklerini söyleyenlere “realist: gerçekçi” diyordu edebiyatçılar. Yirmibirinci asırda ben sadece senin kelimelerinle yazdığım bu yazılardan dolayı “romantik: hayalperest” diye adlandırılıyorum. Kimse inanmıyor aslında gerçekçi olduğuma.

Ama Usta; yine de gözün arkada kalmasın. “Yıllar var ki ter içinde taşıyorum ben bu yükü” Ve “Güneş’i zaptedene” kadar taşıyacağım içimde; insanı, barışı, aşkı, doğruyu, özgürlüğü.

“Bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 63′ü..”

17 comments

1 cansu { 06.04.10 at 00:37 }

çok samimi olmuş dost, yazıya başladığım andan yazıyı bitirene kadar geçen sürede tüylerim diken dikendi. hala da etkisindeyim, bu gerçekliğin, bu samimiyetin…ne denilebilir ki başka.

2 Mustafa Öztürk { 06.04.10 at 00:40 }

.) teşekkür ederim.. .)

3 İbrahim Uzun { 06.04.10 at 00:40 }

Usta göçtü. Çok oldu gideli o limanlardan. Şimdi biz bakıyoruz mezarına doğru ve okşuyoruz kitaplarını. Kalbimiz alev dolu, göğsümüz kor içinde ama ellerimiz boş. Söylenecek tüm sözleri söylüyoruz, ondan daha özgürüz artık öyle hissetmesek de ama yapılacak tüm şeyleri yapıyor muyuz? Nazım’ın anlattığı aşk mı cazip geliyor bize yoksa özgürlük mü, yoksa özgürlük aşkı mı?

4 Mustafa Öztürk { 06.04.10 at 00:44 }

istesek de istemesek de özgürlük aşkı..

5 Ayşegül { 06.04.10 at 01:00 }

Canım benim mükemmel olmuş bi insan aynı yazıda hem duygularını hem gerçekçiliğini hem bilgi birikimini bu kadar bütün yansıtabilir.. harikasıııın :)

6 Mustafa Öztürk { 06.04.10 at 01:06 }

Harika olan Nazım sadece .)

7 Seval { 06.04.10 at 12:19 }

Severek okudum :) Yüreğine sağlık.

8 Seval { 06.04.10 at 12:21 }

Mustafa bu yorum yaparken link verdiğin http://www.gitmevakti.com içeriğini henüz hazırlamamışsın galiba, onu da heyecanla bekliyoruz.

9 Mustafa Öztürk { 06.04.10 at 12:47 }

Teşekkür ederim :) gitmevakti.com eski edebiyat sitesiydi. Şiir, Hikaye, Edebiyat üzerinden gidiyordum, başkalarının şiirlerini de yayınlıyordum. Geçende hosting değiştirirken bi sorun çıktı, kaldı öyle. Sınavlar bitince sadece kendi şiirlerimi, hikayelerimi yazacağım bir blog olarak yeniden açacağım. Bir de başka bir edebiyat projem var. Bitse şu sınavlar bir an önce.. :)

10 elif { 06.04.10 at 14:33 }

bir yaz günü rastladım gözleri mavi’ye
tutuşmuştu kalemi,kalbinin bir köşesi…bunlar yazıldığından beri o ateşin sönmediğini aksine kuvvetlendiğini görmek ne güzel.her geçen gün farklı tatlar sunuyorsun yazılarında.gönlüne,ruhuna,kalemine sağlık mustafa…ustan bahtiyardır…

11 Mustafa Öztürk { 06.04.10 at 14:34 }

Ben bahtiyar değilim be Elif, Usta da değildir.

12 elif { 06.04.10 at 16:52 }

emin ol öyledir vicdanın rahat olsun.düşün ki sen bir hayalin elinden tutmuşsun ve bu da ustayı bahtiyar kılmaya yeter.en azından onun ektiği tohumlar senin benim onun ve nicelerinin ,onun da dediği gibi ‘sol mememizin altındaki cevahirde’ hayat buluyorsa,ben eminim o bahtiyardır.

13 ? { 06.09.10 at 01:13 }

orda orda ben de vardım. ben. fransız borsacı. unutmam. çünkü orda öğrendim. önyargı ne demek öğrendim orda öğrendim.. aynısını burda görmek mutlu etti beni.

14 ? { 06.09.10 at 01:13 }

ama sanırım yanlış yere yorum yaptım. fygvsdvnsdvjsdnj. eyyyt.

15 ? { 06.09.10 at 01:14 }

şimdi ise. bil bakalım. ben kimim?

16 Mustafa Öztürk { 06.09.10 at 11:24 }

müneccim gibi mi duruyorum ordan bakınca :) bir sürü kişi gitmiştik.. nedense benim de aklımda fransız borsacı kalmış bir tek :) kimsin sen?

17 Dilek Mutlu { 07.22.10 at 17:40 }

Harika bir yazı,okurken göz yaşlarım da eşlik etti bu güzel yazıya.

Leave a Comment