Random header image... Refresh for more!

Yazan: — Şubat 2009

Bursa 7. Kitap Fuarı Programı

7. Kitap Fuarı

7. Kitap Fuarı

Bursa 7. Kitap Fuarı Programı geçtiğimiz hafta içinde açıklandı. Ben de malum sadece ilk iki gün gidebileceğim fuara -sonra İstanbul’a dönüyorum- hemen baktım programa.
Programı açar açmaz karşıma ilk çıkan Banu Avar oldu. “Avrasyalı Olmak” isimli bir söyleşisi var 28 Şubat günü saat 14:00′da.. Benim de oldukça ilgimi çeken bir konu ve isim olduğundan bunu direk not aldım.
Bakmaya devam edelim, kimler geliyormuş acaba başka..
Aynı gün saat 16:30′da Cumhuriyet Kitapları yazarlarından Aykut Küçükkaya ve İlhan Taşçı’nın “Yolsuzlukla Yolunu Bulanlar” isimli söyleşileri var.
Banu Avar’dan sonraki adresimiz de belli oldu böylece :)
Bu kadar siyasetten sonra biraz edebiyat desek iyi olur sanırım. Aynı Gün 17:30′da da Piraye ve Yüreğim Seni Çok Sevdi gibi büyük yankı uyandıran romanların yazarı Canan Tan geliyor. Söyleşisinin adı Mart ayında çıkacak olan yeni romanının adı ile aynı; “En Son Yürekler Ölür” Keyifli bir söyleşi olacak gibi duruyor bu da :)
18:45 gibi de şiir dinletisi başlıyor. Gelen şairler Nihat Behram, Yılmaz Odabaşı, Tuğrul Keskin. Dinletinin adı ise “Modern Dünyada Şiirin ve Şairin Halleri” gibi beni de içine alan bir konu. Buna da katılıyoruz.. :)
Vay be.. 3 söyleşi 1 şiir dinletisi ilk gün.. Kitap fuarı için cennet demiştim değil mi? :)

Bakalım 1 Mart Pazar günü Kitap fuarında neler varmış..
13:15′te Yine Cumhuriyet Kitapları’ndan Alev Coşkun geliyor. Söyleşisinin adı “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay”
16′da da “Dağlarca Şiirinin Genel Özellikleri” isimli bir söyleşi olacak; konuşmacılar Arife Kalender, Salih Bolat..

18:15′te de “Refik Halit Karay’ın ‘Hakk-ı Sükut’ (Sus Payı) adlı Öyküsünün 100. Yılı” söyleşisi var. Konuşmacılar Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer . Sennur Sezer geçen sene Ataol Behramoğlu ile birlikte “Şiirin Dili: Anadil” isimli bir söyleşi düzenlemişti. Gerçekten çok keyifliydi. Bu senekinin deaynı güzellikte olacağından kuşkum yok..

Ve bu son söyleşi 19:30 da biterken kitap fuarı da benim için 2. gününde son buluyor =\
Neyseki ben 2 günde de iliğini emerim bu fuarın.. :) Alacağım kitapların lisesini yaptım bile.

Daha sonraki günlerde neler olacağını merak eden varsa buradan bakabilir. İmza gününe gelen sanatçılara ise buradan bakabilirsiniz.

Fuar Boyunca yaklaşık 600 yazar, şair, çizer gelecek. Gerçekten inanılmaz bir sayı. Cennet demiştim değil mi? :)

Şubat 25, 2009   14 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Lise Defterim..

Bursa Erkek Lisesi | HDR çalışmam. Okula Bak bee..

Lisedeki son senemde kitaptı defterdi eve hiçbir şey getirmezdim. Hepsini sıranın altında bırakır, çantasız, elimi kolumu sallaya sallaya arkadaşların deyişiyle Turist Ömer gibi okula gider gelirdim..

Okul ve dershane için yalnızca 1 defterim vardı. Onu da derste not almak için değil, derste canım sıkıldığında bir şeyler karalamak için kullanırdım. Böyle olunca da her sayfasında bir anı, geçmişten bir iz oluyor.

Okulun son günü yine aynı alışkanlık ile defteri okulda bırakmıştım ve bir daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Ama Kaptan Kaptanım sonradan sınıfa girmiş ve defterimi almış.

Bugün okula gittim ve Kaptan ile görüşüp defteri aldım.  Rasgele bir sayfa açtım.. Karşıma ilk çıkan şey kocaman bir;

Ey Özgürlük!..

oldu. Altına da Orhan Veli’nin Paul Eluard’tın Liberte şiirinden çevirdiği, Zülfü Livaneli’nin besteleyip söylediği beni her dinlediğimde mutlu eden bu şarkının sözlerini yazmışım.. Hey gidi.. Öss’nin ne kadar sıktığı ölçülebilir bir şey değilmiş anlaşılan..

Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Sözler de buradan;

Okulda defterime, sirama agaçlara, yazarim adini
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarim adini
Yaldizli imgelere, toplara tüfeklere, krallarin tacina
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarim adini
Tarlalara ve ufka, kuslarin kanadina,
Gölgede degirmene yazarim.
Uyanmis patikaya, serilip giden yola,
Hinca hinç meydanlara adini ey Özgürlük.

Kapimin esigine, kabima kacagima, içindeki aleve,
Canlarin oyununa, uyanik dudaklara yazarim adini.
Yikilmis evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarina,
Arzu duymaz yokluga, çirçiplak yalnizliga, yazarim adini.
Geri gelen sagliga, geçen her tehlikeye,
Yazarim ben adini, yazarim.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykirmaya.
Ey özgürlük!

Dikkatimi en çok çeken şeylerden bir tanesi de yine büyük boyutlardaki harflerle yazmış olduğum:

Ölürsem Sebebi Sensin!..

oldu..

Ölmedik çok şükür.. :) Her sayfaya İstanbul 2008 yazmışım.. 2008 de geçtii, İstanbul’a da gittik..
Ama o günler daha güzeldi..

Vay be.. Ne deftermiş.. Bir yazıda Edebiyat Seçmeleri, Fotoğraflarım, Günlük, Hayatıma Yön Veren Şarkılar olmak üzere 4 kategoriye birden girdi.. :)
İşte bu kadar güzel bir şey..

Şubat 24, 2009   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Tanrı Baba

Napoléon’dan sonra yönetime gelen Bourbon (1800′lü yıllar) zamanında Fransız şair Pierre Jean de Beranger tarafından yazılmış güzel bir şiir. Sabahattin Eyüboğlu Türkçemize kazandırmış.

Tanrı Baba
tanrı baba, bir sabah uyanınca,
biz insanları düşündü nasılsa,
gitti pencereye: “kim bilir, dedi;
belki o gezegen yok oldu gitti.
ama baktı, uzakta, çok uzakta,
bir köşecikte fır dönüyor dünya.
şeytan canımı alsın, dedi tanrı,
alsın vallahi bir şey anlıyorsam
bu dünyalıların tutumlarından.

ey benim minnacık yaratıklarım,
ak ve kara, donuk ve yanıklarım,
dedi tanrı, en babacan haliyle;
sizi ben yönetiyormuşum sözde.
oysa, görüyorsunuz, allah’a şükür,
benim de sürüyle bakanlarım var,
şeytan canımı alsın, dedi tanrı,
alsın vallahi, çocuklar, bu bakanları
ikişer üçer atmazsam kapı dışarı.

boşuna mı kızlar verdim, şarap verdim size?
güzel güzel yaşayasınız diye.
nasıl olur da siz benim inadıma
orduların tanrısı dersiniz bana?
ne yüzle adımı alıp dilinize
top atarsınız birbirinize?
şeytan canımı alsın, dedi tanrı;
alsın vallahi, çocuklar, bir tek
orduyu kumanda ettiysem bugüne dek.

şu süslü püslü zibidilerin işi ne
yaldızlı tahtlar üstünde?
nedir o kasılmaları, böbürlenmeleri?
beslediğimiz bu karınca beyleri
sözden benden kutsal haklar almışlar
benim inayetimle kral olmuşlar
şeytan canımı alsın, dedi tanrı;
alsın vallahi, benden geldiyse eğer
sizleri böyle kötü yönetenler.

hiç bana kızmayın artık, çocuklar;
temiz yürekli olun, bana yeter.
sevişin, güle oynaya yaşayın,
sizi yakar makarım diye korkmayın
kralına da, yobazına da basın kalayı…
ama keselim, allahaısmarladık
curnalcılar duyarsa yandık
şeytan canımı alsın, dedi tanrı
alsın vallahi, o yüzsüz herifleri
sokarsam kapımdan içeri.

pierre jean de beranger

Şubat 23, 2009   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Bu Haftaki Tweetlerim 2009-02-22

Şubat 22, 2009   Ilk Yorumu Sen Yap

20′ye girdim ya da 19′u Doldurdum..

Bilmiyorum bu kaçıncı.. 20′ye mi girdim 19′u mu doldurdum?
Oysa geçen sene ne kadar güzeldi her şey. Geçen seneki doğum günümde yazdığım yazıya bakıyorum da ne kadar keyifli geçmişim 18′e.. Hediyelerimden falan bahsetmişim.. Ne kadar kalabalıkmış o zaman çevrem..
Şimdi sanmayınki mutsuzum, kötüyüm, yalnızım.. Yine her şey yolunda.. Hatta o zamankinen daha da yolunda.. Ama farklıydı işte o günler.. Sahteyi tatmamıştı daha ellerimiz.

İşte insan arıyor.. Arıyor eski günleri.. Böyle özel günlerde daha çok arıyor hem de.. Bakıyorum kim kaldı eskilerden.. Doğum günüm için toplandık geçen gün arkadaşlarla. İnanın samimi olduğum insanlar hangileriydi unutmuşum, başkalarına sorarak hatırladım bir çoğunu.. Ama çağırmadım.. İsimleri bile kalmamış yadigar.. Gelenler zaten her şeye değer.. .) İki tane de boxer hediye etmişler bana, sağ olsunlar :) İkisi de Tazmanya Canavarlı.. Kendi ellerim ile yıkayacağım onları İstanbul’da :) Başka şansım da yok zaten :) Geçen seneki hediyelerden ise ne kaldı diye baktım.. Daha doğrusu kimler kaldı.. Dolma kalemi başkasına verdim.. Yapboz’a yap ama bozma demişim.. Bozuldu..
Ama hala geçen seneki hediyem ile uyuyorum geceleri.. Ve balıklar ölmedi, kalbimizde yaşıyor :) İşte yalnız…

Öyle halsizim ki hiç sorma..

Sormazsınız da zaten.. Yine Teoman daha iyi anlatıyor beni.. 17′ye geri dönmek istediğimden belki..  Şarkıyla baş başa bırakıyorum sizi..

Teoman – Kişisel Bir Şey

kişisel bir şey değil bu
yaşamak zor buralarda
kimdendi bu yara diye
kalbine sorduğunda
gerçeği istiyorsan
diyeceklerimi unuttum
garip geliyor dostlar
iz bırakmadan kaybolunca
bilirim geri gelmezler, ama
en güzel günleriydi onlar hayatımın

bazen bir fısıltı çıkar
bağırmaya çalışınca
tek bir umut bile yok mu
insan geçmişle yaşayınca

son kez inan yalan olsa da
bazen bir rüya yeter

kendimi kandırabilirim
ikimizde görürsek eğer

Geçmişi çok özlediğim bir gerçek. Ama biliyorum o günler geri gelmeyecek.. 21. yy’da romantik ol diye kim dedi sana..

Ve beni çok şaşırtan, okurlarımdan bir kaçının doğum günümü hatırlaması olmuş. Bunu gerçekten beklemiyordum, çok mutlu oldum :) Üstelik bir tanesi oldukça güzel bir yazı yazmış, buraya bile ekleyebilirim.. :)

Sanırım keyifli bir yazı imajı verdik ;)

İyi ki doğdum.. İyi ki 20 oldum.. :)

Ve iyi ki romantiğim.. :)


Şubat 22, 2009   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Pentagram – Avea Patlıcan Konseri

Avea Patlıcan Bursa Konserinden geldim az önce.  Gürkan ile birlikte gittik. Konser mekanı bizim evlere oldukça uzaktı ve konser çıkışı otobüslerin bitme ihtimali de vardı.  Hatta ve hatta Gürkan’ın yarın sabah denemesi var. Ama konsere gelen isimler Malt, Ogün Sanlısoy vee Pentagram idi..

Malt ve Ogün Sanlısoy’u severiz sayarız da kusura bakmasınlar bu konsere giderken bütün hücrelerim ile Pentagram’a odaklanmıştım.

Kolay mı, kaç yıllık hayranlık söz konusu ve ilk defa yakalamıştım. Konser Malt ile başladı Ogün Sanlısoy ile devam etti. Ancak bu ilk iki bölümün  en büyük faydası en öne doğru olan yolculuğumuzda bize zaman kazandırması oldu. :)

Öyle ki Heavy Metal’e ve Pentagram’a olan saygı ve sevgimden Malt ve Ogün Sanlısoy’u dinlerken devil horns denen işareti bile yapmak gelmedi içimden.

Pentagram geldikten sonrasını ise tam olarak hatırlamıyorum. İlk yarım saatten sonra sanırım bilincimi yitirmiş olmalıyım. Şu anda sesim çıkmıyor, boynum, belim ve kollarım ağrıyor.  Sabah umarım uyanabilirim.

Dönüşte ise son otobüsü kaçırdık, konser için Bandırma’dan gelen tanımadığımız gençlerin şehir merkezine gideceğini öğrenip atladık arabalarına. Ordan da eve koştum kilometrelerce. Yürümek vakit kaybı, ben koşarım yalnızken, keyifliyken.. :)

Tüm bu yol maceraları ve boyun, bel, kol ağrılarıma rağmen Pentagram’ı bir iki metreden izlemek harikaydı.

Hissedersiniz ya da hissetmezsiniz.. Başka bir tarifi yok bu olayın.

Bir şarkılarını da ekleyeyim de tam olsun.

Öss senesi en çok dinlediğim şarkılardan bir tanesiydi. Umudunuz sonsuz olsun, uğraşınız bitmesin hiçbir zaman.

Pentagram – Sonsuz

Şubat 21, 2009   5 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Dost

Dostunuz bazen arkadaşınızdır.. Bazen anneniz, babanız.. Bazen sevgiliniz.. Benim gibi biriyseniz yıldızlar, Kız Kulesi dost, Galata Kulesi ayna olabilir size.. Aslında her imge geride bıraktıklarınızdan biridir.
Onlar varken her şey daha güzeldir. En büyük zorluklar bile yanında bir dost varken daha kolay aşılır. Pek iyi değildir dostun olmayışı..

Ama.. Dostun olmayışından daha kötüsü de vardır.. Dostun artık olmayışı.. Bu yüzden dost’lar leblebi tozuna benzer. Tam tadını almaya başlarsınız ki boğazınıza yapışır. Zorlar sizi..

Düğümlenir hatta boğazın, diyecek söz bulamazsın..

Dost dediğim zaman ise aklma ilk gelen şiir Cahit Kulebi’nin Dost’u. Lafı çok fazla uzatmıyorum bu sefer.. Buyurun;

Dost

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın,
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın.

Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen vardın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

Cahit Külebi

Şubat 16, 2009   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Hiç Olmazsa Sevgi’yi Satın Almasaydınız..

Bugün 14 Şubat.. Sevgililer Günü.. Sevgi.. Aşk..

Master Card’ın reklamlarında bile parayla satın alamayacağınız şeyler kısmında geçiyor bu kelimeler. Bu gün hariç.. Bugün parayla hepsini alıyorsunuz.

İnternette, televizyonda, gazetelerde, dergilerde, reklam panolarında, el ilanlarında, her yerde  sevgililer günü reklamı yapılıyor.

Kredi kartları en başı çekiyor, beyaz eşya markaları, cep telefonu – bilgisayar markaları, ulaşım firmaları vs vs vs.. Hepsi alın alın alın, tüketin, harcayın, 89 taksit yaparız, şimdi al 5 sene sonra öde.. Ama yeter ki al, yeter ki öde..

E aşk diyorduk.. Sevgi diyorduk.. Sevgili diyorduk.. Hani nerde kalpler, aşklar?

Kalplerin içine bile fiyat ve taksitler hakkında bilgi koymuşlar.

Bu sahte dünyada gerçek aşkı bulabilmiş herkese tebrikler.. .) Farkındayım, size her gün bayram..

Şubat 14, 2009   3 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Bahtiyar Vahapzade Vefat Etti

Bahtiyar Vahapzade.. Ayaküstü ufak bir araştırma yaptım.. Çok kesin bir sonuç verdiğini söyleyemem. Ama ne yazık ki vermediğini de söyleyemem. 20 kişiye sordum “Bahtiyar Vahapzade kimdir?” diye. Bugün birçok haber sitesinde ve muhtemelen TV haberlerinde de gösterilmesine rağmen 20 kişiden sadece 5 kişi biliyordu kim olduğunu. Mazeretler ise bilindik şeyler; kimisi liseden mezun olalı çok olmuştu, kimisi fen öğrencisiydi vs..
İyi de kimdi Bahtiyar Vahapzade?

Yaşayan en büyük Türk şairi.. idi.. Artık değil.. O da gitti..

Ölümüne itirazımız yok tabii de Bahtiyar Vahapzade’yi bile öğretemeyen bir eğitim sistemi nasıl gençlere Türkçe’nin, özgürlüğün, vatan sevgisinin önemini öğretecek?

Sanırım ne söylesek o kadar da önemli değil.. Allah rahmet eylesin..

Savadsızdır
Adını da yaza bilmir
Menim anam…
Ancak mene
Say öğredip
Ay öğredip
il öğredip
En vacibi dil öğredip
Menim anam.
Bu dil ile tanımışam
Hem sevinci
Hem de gamı
Bu dil yaratmışam
Her şiirimi
Her nağmemi,
Yoh men heçem
Men yalanam
Kitap kitap sözlerimin
Müellifi menim anam!

Şubat 14, 2009   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Bursa 7. Kitap Fuarı | 28 Şubat – 8 Mart 2009

Bir futbol fanatiği için Dünya Kupası neyse kitap severler için de Kitap Fuarı o olsa gerek. Benim için biraz daha abartılı bir durum söz konusu.. Kitap fuarına ilk girişimde büyülenmiş bir şekilde şunlar çıkıyor ağzımdan; “Cennet varsa böyle bir yer olmalı.”

Geçen seneki kitap fuarı ne güzel geçmişti.. Ataol Behramoğlu ile röportaj yapmıştım. Can Dündar’dan imza alıp, sohbet etmiştim. Neredeyse bütün söyleşilere, konfreranslara gitmiştim. Her gün oradaydım. Ama işte götürdükleri de olmuştu benden. Okulda sınav dönemimdi. ÖSS için yeni bir çalışma programı yapmıştım. Hepsi yalan olmuştu. Bir de bahar gelmiş tabii.. Yerimde durabilir miyim hiç.. Kitap Fuarının ardından da Yine Sınavlar, Yine Güzelim Bahar Ayları, Yine Kitap Fuarı, Yine Yalan Olmuş Bir Çalışma Programı diye yazı yazmışım..

Ve yine geliyor kitap fuarı. 28 Şubat – 8 Mart 2009 tarihleri arasında TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde 7. kez Bursa halkıyla buluşuyor. Benimse 1 Mart’ta İstanbul’a dönmem gerekiyor =\ En azından ilk iki gün tozunu attıracağım fuarın.. Hatta gelen isimlere göre okulun başlamasına rağmen Bursa’da bile kalabilirim.

Program henüz açıklanmadı, açıklandığında onu da yazacağım..

www.bursakitapfuari.com

Şubat 13, 2009   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?