Büyütmek için üstüne tıklayınız..
Hayırlısı.. .\
İstanbul Sosyoloji kokusu alıyorum sanki..
Sonuçların açıklanmasına 4 saat 58 dakika kaldı.. Az sonra uyuyacağım ve uyandığımda dünya hiç de bıraktığım gibi olmayacak..
Geldik mi dersin İstanbul’a?
Read More“salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünür düşünürüm
istanbul
binbir direkli haliç’inde akşamlar
adalarında bahar süleynaiye’nde güneş
ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
istanbul
boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye’nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul
tophane’nin karanlık sokaklarında
koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi
istanbul
haramilerin saltanatını yıkacağız
bekle o günler gelsin gelsin istanbul
sen bize layıksın biz de sana istanbul
istanbul
boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye’nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul“
Hani sonuçlar 15′inde açıklanacaktı ya.. Hani hatta 15′ine bile yetişmezdi.. Pat diye sonuçlar 2 gün sonra açıklanıyor denmez ki.. Bizimki de kalp ama ya.. Biz de insanız..
“bilmem ki nasıl anlatsam;
nasıl, nasıl, size derdimi!
bir dert ki yürekler acısı,
bir dert ki düşman başına.
gönül yarası desem…
değil!
ekmek parası desem…
değil!
bir dert ki…
dayanılır şey değil”
Orhan Veli
oof..
Read MoreCan Dündar’ın Sivas Katliamı Belgeseli‘ni izlemiştim geçenlerde.. O kadar doldum ki o belgeselde hemen doktorum Yeşil‘e bir e-psota attım.. O e-posta’nın üzerine yeni bir şeyler yazmam çok zor olduğundan, Yeşilin de izniyle o e-posta’yı yayınlıyorum..
“Yeşil..
Az önce tesadüfen bir linke tıklayıp tesadüfen bir belgesel izledim.. Ders çalışmak için kuzenin bilgisayarına oturmuştum, bir kaç dakika izleyip kapatacaktım video’yu ama karşıma çıkan Can Dündar‘dı.. Hiç değişmeyen ses tonuyla Madımak diyordu.. Sivas diyordu.. 93 diyordu.. Katliam diyordu.. Her dakika biraz daha kapıldım belgesele.. Sanki her saniyesinde zaman geriye gidiyordu, sanki her saniyesinde ben sivas’a biraz daha yaklaşıyordum..
Bu zamanın geriye, mekanın doğuya doğru gidişi bir noktada durdu.. 1993′ün Temmuz’unda, Sivas’ta, Madımak Oteli’nde bulmuştum kendimi.. Temmuz’un sıcağı yetmedi.. Cani cübbeliler “Allah’ın Ateşi” diye haykırarak otelimi ateşe verdiler.. 5.000 cumhuriyet düşmanı’nı durdurmak için gele gele 50 tane asker geldi, onlar da hiçbir şey yapmadan geri döndü.. İtfaiye yangına müdahale etmedi.. Komiser sanıp kurtardıkları kişi Aziz Nesin çıkınca 78 yaşındaki Nesin’i yangın merdiveninden aşağıya attılar bir köpek gibi.. Onlarca tekme yedi, polis arabasına gidene kadar, hatta arabanın içinde bile yumruk yemeye devam etti.. 37 tane aydın, 37 tane can yandılar cayır cayır..
Ben belki öldüm bu katliamda.. Belki de kurtulanların içindeydim.. Bilemiyorum..
Belgesel’in sonunda tam kayışları koparmak üzereydim ki son vuruşu yaptı Can Dündar.. Hafiften Sezen Aksu’nun sesini işitir oldum.. Sözleri katliamda can veren Metin Altıok‘a ait olan Kavaklar‘ı söylüyordu Minik Serçe.. Ordan sonra buğulu gördüğüm ekranı hiç göremez oldum.. Gözümde biriken yaş mıydı, yoksa otelden yükselen kara dumanlar mıydı bilemedim..
Sonra toparlamak istedim kendimi.. Ataol Behramoğlu’nun şu dizeleri çınlamaya başladı kulaklarımda Zülfi Livaneli’nin sesinden..
“Kucaklıyor beni Metin Altıok
“Aldırma” diyor gülerek.
Yaşamak görevdir yangın yerinde
Yaşamak insan kalarak..“
Sonra farkına vardım.. Ben ölmedim.. Kurtuldum.. Yobazlar tarafından öldürülen Nesimi’sinden Uğur Mumcu’suna, Pir Sultan Abdal’ından Metin Altınok’una, Ahmet Taner Kışlalı’sına onlarca, yüzlerce, binlerce aydınımızın ruhunu da içime alarak yeniden doğdum..
Yaşamak görevdir yangın yerinde Yeşil’im..
Kal sağlıcakla..”
Daha fazla uzatmadan Nazım ile bitiriyorum yazımı..
“Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karanlıklar
aydınlığa.. “
Buralardayım