Random header image... Refresh for more!

Yazan: — Şubat 2008

Ve Maraton Başladı..

İşte dünkü yazımda bahsettiğim olay bugün gerçek oldu. Aylardır aldığım kararlar hep yalan oluyordu ama bugün yaklaşık 4 saat matematik çalıştım. Trigonometri’yi yuttum.. Limit’i ise şöyle bir tekrar ettim. Aslında daha çok çalışacaktım ama Kuzenim’in çocuğu oldu. :) Kendisi birinci dereceden tribal enfeksiyon bir kişilik olduğu için diğer kuzenim yanına giderken ben yanına gitmesem burnumdan getirirdi. Onun yanına gitmek zorunda kaldığım için 4 saatçik çalışabildim. :) Başlangıç için hiç fena olmasa gerek.

Minik kuzenim yanında olduğum her an ağladı. Belki ciğerleri yandığı için, belki de nasıl bir yere geldiğini bildiğindendi bu gözyaşları ama bir gerçek vardı ki her ağlayışında kalbim taş değirmenler arasından geçiyormuş gibi sıkıştı.. .(

Ne yalnızlık ne de yalan ömrü boyunca üzmen kuzenimi umarım.. Doğarken ağladı ama bunlar döktüğü son gözyaşları olur umarım. :) Dünya’ya Hoş Geldin.. :) Yıllar sonra bu yazımı okursun umarım. :)

Yazmıcam dedim ama yine tutamadım. :) Neyse kısa tuttum bu sefer. Her şey çok güzel olacak. Çok daha fazla çalışacağım..

En İyisini Daha Görmediniz!..

Şubat 29, 2008   Ilk Yorumu Sen Yap

3.. 2.. 1.. İşte Başlıyoruz..

Eveet..  İşte başlıyoruz.. Son 3 günde 3 kitap okudum. Birincisi Hermann Hesse‘nin nobel ödüllü kitabı Siddhartha”.. Siddhartha iel birlikte ben de erdim. :) Birden kitap okuma aşkı sardı bu kitapla beraber ve bir gün sonra vakit kaybı sayılmayacak bana yararı olacak bir kitap okumaya karar verdim. Şüphesiz bu Yerim Seni ÖSS‘den başka bir kitap olamazdı.  Dün gece de bir oturuşta Erdal Demirkıran’ın Yerim Seni ÖSS’sini okudum ve sanırım ÖSS’ye 3 ay 13 gün kala yapılabilecek en güzel şeyi yaptım. Kitabı bitirdikten hemen sonra ders çalışma masamın her yanını çok sevdiğim saman kağıtlara çok sevdiğim kurşun kalemlerim ile kalın kalın İstanbul, İst’08, İstanbul Üniversitesi, Psikoloji, Bekle Beni İstanbul, ŞAMPİYON gibi yazılar ile donattım. İçimde ki ateş bir yangına dönüşmüştü. Bugün dersim olmamasına rağmen dershaneme giderek rehberlik hocamla uzun uzun bir konuşmanın ardından kendi programımı kendim yaptım. Eksik konularımı belirledim. Kalan 3 ay 13 günü nasıl değerlendireceğimin planını yaptım. Anlayacağınız ÖSS’yi kazanmak için ilk defa adam akıllı işler yaptım. 
Utanıyorum söylemeye bu gece de üşendim ders çalışmaya ve bir kitap daha okudum. Mümin Sekman‘ın Her Şey Seninle Başlar isimli “Kendi kurtuluş savaşınızı başlatın” gibi güzel bir sloganı olan kitabı okudum.
Şu anda her şey çok hazır.  Yarından itibaren hayatımın en sıkı ders çalışacağım günleri başlıyor. Muhtemelen de buraya pek yazamam. Yani öyle umut ediyorum..

 En İyisini Daha Görmediniz!..

Şubat 28, 2008   3 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

22 Şubat 990′ın üstüne 18 Yıl..

Bir doğum günümü daha geride bıraktım. Bu doğum günü diğerlerinden biraz daha farklıydı ama. 18. yılımı doldurdum bu dünyada.. Artık resmi olarak yaşımdan dolayı bir yasak kalmadı..

İnsan’ın en hızlı büyüdüğü gün olsa gerek 18′ini doldurduğu an.. Yeni yaşıma girmeme yarım saat kala kuzenimin attığı mesaj bunu en iyi hissettirdi bana. Şöyle diyordu mesajda; “Daha 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17 17′sin” Evet, yarım saat vardı resmi olarak reşit bir birey olmama. Yarım saat daha yasalar önünde çocuktum.

Tarih 21 Şubat 2008′den 22 Şubat’a geçtiği anda geride bıraktım 17′yi.. 17′nin benim için ne kadar özel bir yaş olduğundan pek bahsetmedim bu blog’ta.. Bundan önceki hayatımın neredeyse tamamında Teoman etkili olmuştu.. 17. doğum günü pastam’ın üzerinde “daha on yedi” yazıyordu. 18′i doldurana kadar her yıl on yediydim aslında. Ergenliğin de etkisi ile trafikte akmayan hep benim şeridimdi.. Mektuplar yazıp şişelere koyardım hep ama bakardım ki deniz bile yok şişeyi bırakacak.. Mutsuzluğun sarhoşluğunda hep tek başıma dans ederdim.. Elveda zalim dünya şarkılarıydı en çok dinlediklerim.. Kısacası uzun zamandır daha on yedi, on yedi, on yediydim.. Oyundan her kalkmak istediğimde kağıtlar dağıtılırdı ama bu sefer on yedi’yi aştım..

17 değilim artık. Bunu “18 olup kendimi bir şey zannettim” gibi düşündüğümü algılamayın sakın. Aslında on yedi‘yi aşalı çok olmuştu ama 18 sadece bunun dışa vurumu. Yani bana bu yazıyı yazdırmak için bir neden oldu sadece 18. doğum günü pastam..

Daha on yedi iken hep InTheEnd‘tim ben.. Adımın Mustafa olduğunu bilenlerden çok InTheEnd olarak tanıyanlar daha çoktur.. Nick’imin dediği gibi hep bir şeylerin sonundaydım.. Hep melankoliktim.. Hep ergendim aslında.. :) Değişime nick’imden başladım.. Lise hayatımın tamamında bana eşlik eden nick’imi artık kullanmamaya karar verdim.. Yeni nick’lerim ise çok daha farklı bundan.. M. Öztürk, Bahar Rüzgarında’ki Ter Kokusu, Bölüm Sonu Canavarı, Deli Asaf.. Rica ederim nicklerimi çalmayın :) Hepsinin anlamı çok farklı benim için..

Doğum günümü de ilk defa bu kadar çok kişi kutladı. İlk defa arkadaşlarla beraber bir kutlama yaptım.. İlk defa bu kadar anlamlı hediyeler aldım.. Bir dolma kalem, daha nice şiirler yazıp her şiirde dostum Alican’ı hatırlamam için.. Bir İstanbul manzarası yapboz‘u.. tam 1000 parça.. Ama bu yapboz değil.. Sadece yap, bir defa yapan asla bozmak istemez. :) 2 gb’lık hafıza kartı.. Sweet, T-Shirt, Gömlek vs vs..

Ama kuşkusuz en anlamlısı babamınkiydi.. Bundan On Sekiz sene önce 22 Şubat 990 tarihinde bir perşembe günü saat 11:50′de dünya’ya gelmişim ve tam bu anda aradı beni babam.. Bunun kadar anlamlı hiç bir şey olamazdı herhalde bir babadan alınabilecek..

Neyse, öyle işte.. Artık On Sekiz‘im.. Beni ben yapan herkese sonsuz teşekkürler.. Hoşça kal on yedi..

Şubat 25, 2008   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?

sen hiç ateşböceği gördün mü, ateşböceği

Beni tanıyanlar bilir, bir şeyi seversem onun cıvkını çıkartırım. Kusturana kadar yaparım. Bunun son örneği de Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği “Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?” isimli tiyatro oyunu oldu. Uzun zamandır arıyordum fakat bulamıyordum. Nihayet dün buldum DivX’ini.. Ve en başta da dediğim gibi, 2 gün içinde 3 defa izledim. Bu rakam size ne kadar güzel olabileceğini ufaktan tahmin ettirmiş olmalı herhalde. Lafı çok uzatmadan bu güzel oyunun hikayesinden bahsetmek istiyorum.
Oyun, yanılmıyorsam yaklaşık 1950 yıllarında dünyaya gelen, üstün zekalı bir kız olan Gülseren’in (Demet Akbağ) hayatını anlatsa da aslında Gülseren’in hayatı boyunca yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmeleri gülerken ağlatabilecek, ağlatırken güldürebilecek bir biçimde ülke tarihimizin 50 yılını bizlere sunmaktadır. En kısa şekilde böyle açıklanabilirdi herhalde.

sen hiç ateşböceği gördün mü, ateşböceği

Duvara yazı yazan genç ile yaşanan dialogların birazını yazmak istiyorum.
- ne yazıyorsun bakiim duvara?
- kahrolsun.
- eee.. bizim duvara yazınca oluyor mu?
*********************
duvara yazı yazan gence
- bir ekmek al sonra yazmaya devam edersin!
- ne ekmeği ya. yazı yazıyorum şurada
- bir de halkçı geçinirsiniz. halktan biri ekmek istiyor almıyorsunuz. hani halkın ekmek davasını savunuyordunuz?

Tabii genç bu söz üzerine ekmek almaya gider fakat yolda çıkan çatışmada sevgilisinin önünde öldürülür.

Oyun’un en can alıcı sözlerinden bir tanesi de;
İnsan in, bir üçgenin açılarını mı , yoksa bir insanın acılarını mı bilmek zor ?

Bunun gibi daha onlarca bizleri güldürürken düşündürecek ve bazen ağlatacak, bir saniye sonra tekrar güldürecek mükemmel bir oyun olmuş. Kesinlikle herkes izlemeli. Kim bilir, belki siz de ateşböceklerini görebilirsiniz bu oyundan sonra..

Şubat 17, 2008   2 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Tatil Bitti.. Elde var -30 Puan.. Rinna Rinna Nay..

Az önce son  denememin puan sonucuna baktım. Denemeye girmeden önce rehberlik hocam, kulakları çınlasın, tatil boyunca çok çalıştığımızı, bu denemede puanların ortalama 20 puan artacağını, artması gerektiğini söyledi. Tabi tatil programını hiç uygulamadığım için o kadar umursamadım bu dediklerini ama yine de bir önceki sınavın çok zor olmasından dolayı bunda bir kaç puan arttırırım demiştim. Fakat yanılmışım.. Benim puan’ım  bırakın 20 puan artmayı 10 puan düştü. =\ :@ Anlayacağınız tatil boyunca bir çok kişi puanını 20 puan 30 puan arttırırken ben 20 puan düşürdüm. Aferin bana.

Benimle aynı bölüme girmek isteyen insanlar günde 10 saat ders çalışırken ben günde 10 saat bilgisayar başında duruyorum. 15 günün 10 gününde tek bir soru çözmeden geçirdim. Ffff… Ve hala burda yazı yazıyorum. Hala kapatamıyorum bilgisayarı.

Bu gidişle sınav sonunda çok fena g*t olacağım.

Umarım buraya uzun bir süre yazmam..  Bu kaçıncı veda onu da bilmiyorum ki **…..

Şubat 11, 2008   6 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Yine Okul.. Son Kez Okul..

bursa erkek lisesi, erkek lisesi, bel,bursa anadolu erkek lisesi
Büyük halini görmek için resime tıklayınız.

İşte yine başlıyor. Sakalını kes, saçını kes, üstündekini çıkar.. O 125 yıllık Bursa Erkek Lisesi’nin yıllardır öğretmenliğin ne demek olduğunu bilmeden kendine öğretmen diyen insanlar tarafından ne kadar iğrenç bir hal alabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Öğrencilerin birer insan olduğunu, öğrencilere öğretmeleri gereken en önemli şeyin insan sevgisi olduğunu bir kaç edebiyat ve felsefe öğretmeninden başka bilen yok.

Bir yandan da öğretmenleri ne kadar iğrenç de olsa bu okuldaki son dönemim. 4 yıldır ikinci evim olan Bursa Erkek Lisesi’nin o inanılmaz güzellikteki binasından, her köşesine sinmiş tarih kokusundan 3 ay sonra ayrılıyorum.

Daha dün başlayan lise yarın bitiyor. Okula adımımı attığım ilk gün aldığım tek nefeste yıllar birer birer geçti sanki. . Okulun bir an önce bitmesi için her gün dua etsem de kendini öğretmen sanan öğretmenler ve insan sanan öğrenciler yüzünden yine de zor olacak onsuz olmak.

Üstelik biz sonuz. Bursa Erkek Lisesi’nin son mezunlarıyız. Bizden sonra okulun adı değişiyor. 125 yıllık okul, Bursa Anadolu Erkek Lisesi oluyor. At yarışının galibi olan öğrenciler ile beraber. İnsan sevgisi yerine daha hızlı nasıl koşulacağını daha ilk okulda öğrenmiş öğrenciler..

Son olmamız sadece bununla da kalmıyor. Biz yukarıda fotoğrafını gördüğünüz 125 yıllık binanın da son mezunlarıyız. Bizden sonra bir daha orda öğrenci olmayacak. Müze olacak tarihe bekçilik eden bu bina.

Son süperiz, çok süperiz. :)

Şubat 10, 2008   12 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Bir Gecede Tüm Matematik 2 Konuları..

Bu muymuş yani benim korktuğum mat 2. Hani şu ortalam 6-7 net çıkardığım bölüm. Bir gecede işlediğimiz yere kadar bütün mat 2 konuları olan polinom, parabol, eşitsizlikler,trigonometri,karmaşık sayılar, logaritma, permutasyon,kombinasyon,olasılık,toplam sembolü,çarpım sembolü konularını sene başından beri ilk defa üstten üstten tekrar ettim. hepsinin formüllerini benimle özdeşleşen ikiye katlanmış saman kağıdına yazdım. hepsi çok kolaydı. :) derinden tekrar etmeye başlamanın zamanı gelmiş anlaşılan. Hayırlısı bakalım..

Her şey çok güzel olacak.. :)

Şubat 8, 2008   4 Yorum Var, Sen Ne Dusunuyorsun?

Yeter Ulan..

İstanbul,istanbul,ist,en güzel istanbul resimleri

Ulan yeter gel artık, bıktım ya. Ders çalışamıyorum bu bir dert. Sinemaya gidiyorum, internete giriyorum, fotoğraf çekiyorum, şiir yazıyorum, makale yazıyorum, sonra harcadığım zaman için içim yanıyor, hepsi bir tarafıma kaçıyor eğlenceyle geçirdiğim zamanın, sonuç olarak eğlenemiyorum da.

İstediğim yeri kazanmama daha 40 puan var.. Öss’ye kalmış 4 ay 11 gün.. Bir yandan hiç gelmesin bir yandan hemen gelsin.. Öffff… Zikerim ulan böyle sistemi de, sınavı da.. 12 yıllık öğrenciyim, ilk defa ders çalışamadığım için moralim bozuluyor. Ders çalışmak zorunda hissediyorum kendimi.

Günlük, fotoğraflarım, şiirlerim, makalelerim.. İnternetim.. :’( Bu aşk burada biter.. İyi bakın kendinize.. 40 puan artması gereken bir puanım var. O günlere inanarak dik tutun başınızı.. Yaşamak görevdir yangın yerinde. Şeker de yiyebilin diye tüm bunlar.

Hadi eyvallah..

Şubat 3, 2008   Ilk Yorumu Sen Yap